Çok güzel kadın

En güzel düğün kokuları arasında yer alan Ralph Lauren Romance, zarif çiçeksi kokusu ile beğeni toplamaktadır. Taze çiçek kokuları ile vazgeçilmezler arasında yer almaktadır. Kullanıcı yorumlarına bakıldığı zaman da ne kadar çok tutkuyla bağlı olunduğunu göreceksiniz. Bulmacada Çok güzel kadın nedir bulmacada çok güzel kadın bulmaca sözlüğü, anlami.net sitemizde tüm resimli çengel bulmaca, kare bulmaca ve diğer bulmaca sorularını bulabilir ve arama bölümünden bulmaca cevapları ulaşabilirsiniz bulmaca çözerken bilmediğiniz cevaplara ulaşarak bunları öğrenebilir ve kendinizi ... Dönelim çok güzel bir kadın olmanın dezavantajlarına. Çok güzel olan bir kadın ekstra hiçbir şey yapmadan top%5’in içinde olan erkeklerle sadece güzel olduğu için eşleşebilir. Bu eşleşme, erkeğin onca yıl bedel ödediği, bu sayede kazandığı parasına ve statüsüne bir anda yancı olmasını sağlar. Sen ömrüme yazılan güzel kadın Ne güzel şey varlığın, dilime duadır adın Olduğun yer cennetin bahçesidir Sanadır attığım her adım. Sevilmek ne çok yakışır sana Adının yanında ne güzel durur adım Al cennetine kabul et sen beni Seni çok seviyorum güzel kadın Güzel Kadın Portre. 355 582 44. Kadın Profil Yüz. 291 451 25. Portre Kadın Gen ... 06.Eyl.2020 - Nevin Bozkurt adlı kişinin Pinterest'te 1433 kişi tarafından takip edilen 'Dövme kadın' panosunu keşfedin. Dövme kadın, Dövme, Kadın hakkında daha fazla fikir görün. Bunun dışında, bütün gün güzel kokmanızı sağlayacak 10 ipucu şu şekildedir; Cazibenin Anahtarı Güzel Kokmak Sevdiğiniz Bitkilerin Yağlarını Alarak Vücudunuza Sürebilirsiniz! Bu oldukça kalıcı ve güzel bir yöntemdir. Özellikle, çok fazla ter problemi yaşayan ve kötü kokulara maruz kalan kişiler için uygulanabilir. Dünyanın en güzel kadın hakemleri , hem verdikleri kararlar ile hem de fizikleri ile sporseverleri şaşırtıyor.Hakemliğin sadece erkeklerin yapabildiği bir meslek olmadığını gösteren bu kadınlar birçok spor dalında karşımıza çıkmaktadır. Spor dünyası için oldukça önemli maçları yöneten bu kadın hakemler kendilerinden sıkça bahsettirmeye devam ediyor. Kıskanılan 50 güzel kadın. Serenay Sarıkaya 1/50. Twitter; Facebook; Google Plus; Beren Saat 2/50. Hazal Kaya 3/50. Tuba Ünsal 4/50. Merve Boluğur 5/50. Meryem Uzerli 6/50. Bade İşçil Çok güzel ama yaa. ... Pinup Ordu Kızları Güzel Kadınlar Danger Girl Savaşçı Kadın Güzel Kediler. Sexy Guns and Buns. Just stuff i like, both hot guns and girls.. C Johnson AA-Long Range Shooting + gun stuff. Hot Guys Güzel Erkekler Idman Düşünceler Poster.

cumali napıyorsun oğlum

2020.09.20 03:12 wovlxrd cumali napıyorsun oğlum

cumali napıyosun oğlum (osuruk sesi) (sıçma sesi) kedide sıçıyor bende sıçıyorum bok aynı bok nedir!? la gir içeri vallaha boku suratına atacam senin şimdi ha nereye sıçıyım ağzına mı sıçayım! cumali usta müfredat tamamlamadan diploma falan veremem. üstelik derslerinin yarısı daha okunmadı. yarısını ver sende o zaman diplomanın. iki tane salak o salak o ondan salak. haha babiş merabalar. kütüphanede ders çalışıyoduk öyle işte. usta istersen şöyle yapalım benim kuşadasında çok güzel bi otelim var. çocukları al oraya git hem bi tatil yapmış olursun. cumali usta? değerli konuklarımız ücretsiz internetimiz için şifremiz crazboygittigeldi_31 ablacım not al sorup durma. olmuyo münevver teyze olmuyo ya versene her otobüsde birinize örgüyü anlatmak zorundamıyım ben derya baykalmıyım ya. şimdi bunun içine işediğin zaman bu su arıtıyormu arıtmıyormu. sen kesin bunun içine sıçmışsındır ha. oha! sıçmadınız değilmi beyefendi. resepsiyonda bi tane kadın vardı ya hani. hangi kadın abi? hani bi tane küçük çocuk vardı yanında onun oğlu. aaa sen başak hanımı diyosun. senin ağzına sıçarım ha şerefsiz. benim senden başkasını gözüm görüyomu? sen ne demek istiyosun cevher? bakamam zaten baksamda görmemmi demek istiyosun? ben kısa değilim siz çok uzunsunuz hıağh. ya hocam bu trekking neyin nesidir yav. asfalt yoldan gidelim hocam mahvettin aleti. selamun aleyküm kardeş mermercimisiniz nesiniz. baba sen şakamısın ya açık büfeye tüp mü getirilir. küfürlü konuşma senin ağzına sıçarım sırayı sabitlerim sana ha. la götümü elleme la götümü elleme. basit bir beyin tramvası. sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. sizin istirahat etmeniz lazım. şuan aktif olarak yaptığım spor sayısı 22. bencede. ne bakıyorsun dön önüne! başak hanım doldurıyımmı? okeyde arataşı gelsin istedim. hesap sana girsin istedim. ben çetini çok özledim. alo? alo? çetin! evet cumali. nerdesin çetin! kapat kapat çatışmadayım. ordu geliyor ordu ölü taklidi yapın yatın yere. orospu çocuğuyum ben bunlardan değilim abi. benim şerefsizleri gördünüzmü? karaokeye gittiler galiba. karaköye? (vuruş efektleri) allah seni alsın! pezevenk! götünü böle böle böle yapıyor la şu duvara bak kendi götü gibi yapmış. osur osur gitmesin burda milleti kandır hepsi salak! ben bu konu üzerine 2 tane tez yazmış bi insanım. bende girişteki kolona adımı soyadımı yazdım. naptınız?! müthait gelmiş diyorki örnek daireye kim sıçtı? bir yerde mutlu olmanın yolu oraya sıçabilmektir. (toplum alkışları ve bravolar)
submitted by wovlxrd to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.20 02:13 bglfpig Clock Tower: The First Fear İnceleme

Seri Katilden kaçma Temasını sever misiniz?

Yani Slasher Diyorum Ben Bayılırım evet
Ne Kadar Klişeler ile dolu olsa bile ergenlerin ya da direkten yetişkinlerin ya da bir kişinin yenilemez bir katil tarafından kovalanmasını izlemek bana hep zevk verdi
bu türü harika veren filmler mevcuttu
Friday the 13th
Halloween
Peeping Tom
Child's play
Scream
Cabin in the woods
Nightmare on Elm Street
Teksas da katliam
Falan Filan say say bitmez
oyunlar açısından da neler var bakalım
popüler olanları sayalım en azıdan evet bir sürü Slasher Türü oyun var ama biz çok bilinenleri sayalım
Until Dawn
Nightcry
remothered tormented fathers
Haunting Grounds
AMA ÖZELLİKLE BUNLARA DOĞUŞ KAYNAĞI OLMUŞ OLAN
Clock Tower: The First Fear
bu oyun hakkın da ne diyebilirim ki? bir sanat esiri mi? yoksa sanat esiri olmaya yaklaşan oyunlardan birisi mi?
hala bile emin değilim ama bunun sebebi ne diye sorar isen Clock Tower bir şeyi başarıyor ki zamanına göre kesinlikle taktir edilmeli
Oyun Size Bir Sürü Ending sunuyor ve çoğu farklı mesela birisini kurtarıyorsunuz ama bir ending de birisi ölüyor ya da bir ending de baya kişiyi kurtarabiliyorsunuz ama bir ending de o olmuyor ya da bir ending de bir villain ekstradan öldürebiliyorsunuz ya da bir kaç ending de ana karakteriniz ölüyor
saydıklarımın hepsini yapıyoruz
ve 1992 de çıkmış bir oyun için bu gerçekten takdir edilebilir ve türünün en iyi örneği bile sayılabilir
Clock Tower: The First Fear sanat esiri mi değil mi? hadi gelin soruyu öğrenelim
Öncellikle bu İnceleme de Tüm Endingler göze alınacaktır güzel uzun bir inceleme olacak arkanıza rastlanın ve okumaya başlayın
Spoiler uyarısı tabi ki oyunu oynamadıysanız gidin oynayın ve gelin öyle okuyun
3
2
1
BAŞLADI

Konu:

Clock Tower: The First Fear oyunu Jennifer Simpson isimli Kızımızın ve Ana Karakterimizin Ahem bir Malikaneye ''Mary Barrows'' isimli Hatun Tarafından götürülmesini anlatıyordur yani tek değil tabi ki yanın da arkadaşları var bunlar ise Anne Lotte Laura Harrington isimli kişilerdir Malikaneye geldikleri zaman önce tatlı tatlı yerleşme yapmışlardır güzel bir güzel kız sohbeti ediyorlardır Sonra Ana Karakter Jennifer arkadaşlarının isteği ile Mary bulmaya gider fakat gider iken Elektrik kesilir Jennifer arkadaşlarının olduğu odaya hemen geri döner ama onların yok olduklarını fark eder bunun bir şaka olduğunu düşünür ama olmadığını bir kaç dakika sonra fark edecektir Çünkü Kendisi Elin de Büyük bir Makas Tutan bir Seri Katil Tarafından Kovalanmaya başlar
Evet senaryo bu
ne kadar iyi sorgulanabilir ama kesinlikle iyi işlendiğine söyleyebilirim ve bazı hikayelerin acayip iyi olması gerekmez arkadaşlar karakterlerinin atmosferinin iyi işlenmesi olması onu kurtarabilir
Clock Tower ise bunun en güzel örneklerinden birisi öncellikle Clock Tower öyle 1 tane Katilden kaçtığınız bir oyun değil için de bir Sürü Villain barındıran bir oyun eğer bir ana Villain mevcut değil hatta sizi makas ile kovalayan ana villain gibi gözüken kişi ana villain bile değil ana villain kim diye sorar iseniz mevcut mu onu bile bilmem ama bir seçim yapmak gerekseydi Bayan Mary olurdu evet kendisi Ana Villain neden der iseniz Hikaye Göre doğurduğu iki tane oğlunun annesi oydu ve onları öldürmeye teşvik eden de oydu anlattıklarımın hepsini oyun da hikaye ilerledikçe öğreniyorsunuz ve oyun da öğrenilecek çok şey var ana karakteriniz kişiliği oyun da yaptığınız eylemler ile açığa çıkıyor ve fark ediyorsunuz ki Clock Tower seri katilden kaçan ergen bir kızı anlatmıyor karakterlerin kişiliği ve gerçekten de çözülmeyi bekleyen bir Hikayesi mevcut
Öncellikle her karakterin ayrı bir kişiliği olduğunu söylemek kolay
oyun da yaptığınız eylemlere göre çoğu karakterin kişiliği değişiyor
Mesela en güzel Örneği Mary
Kendisi Oyunun gidişatına göre siz nasıl seçimler yapar iseniz ona göre davranıyor ve kişiliği de ona göre değişiyor
bazen masum gibi davranan bir kadın gibi görünebiliyor iken başka bir oynayış şeklin de sizi öldürmeye çalışan deli bir anne ya da başka bir oynanış şeklin de size ihanet ederek öldüren bir anne ya da başka bir ending de ise size uyku ilacı vererek sonra ise sizi öldüren deli bir anne
değişiyor da değişiyor be
demeye çalıştığım Clock Tower kesinlikle hikayesi bol sürprizler ile dolu her karakterin kişiliğinin davranışlarının size göre değiştiği hikaye temalı bir oyun
çıktığı zamana göre ise de başardığı iş ''sanat esiri'' sayılabilecek kadar da iyi tekrardan dediğim gibi belirli bir kişiliğe ya da davranışa sahip karakterler mevcut değil bu oyun da çoğu karakterin kişiliğini nasıl hayatta kalacağını nasıl davranışlar da bulunacağını falan siz beliriyorsunuz arkadaşlar Clock Tower hikaye açısından acayip başarılı bir oyun
şimdi Hikaye en azıdan Şimdilik bir kenara koyalım ve Gameplay geçelim

Oynanış:

Clock Tower: The First Fear Click and point temalı bir hayatta kalma oyunu evet basit bir Gameplay sahip ama gameplay küçümsemeyin hatta küçümsemeyeceğiniz son şey olsun bu oyunun Gameplay detaylar ve harika keşfedilmeyi bekleyen şeyler ile dolu açıklamama izin verin Clock tower oynayabileceğiniz en iyi detaylı oyunlardan birisi öncellikle hikaye gibi yaptığınız oynanış şekli durmadan değişiyor şöyle açıklayayım bir kere oyun da öldüm ve oyunu tamamen resetledim
bir baktım hayda odaların yeri değişmiş odaların yeri farklı yerler de
bir zaman ise oyun da gezinir iken kutudan katil çıkıyordu bir zaman ise kutudan katil yerine bir kedi çıkıyor
bir zaman ise de oyunun size ilk başlar da kutu da almanızı istediğiniz anahtar tamamen başka yerlere taşınıyor
bir zaman ise yerler tamamen random kırılabiliyor ve ani ölüme sebep olabiliyor
bir zaman ise katil hiç beklenmedik yerlerden çıkabiliyor ve size saklanacak yer bırakmayabiliyor
bir zaman ise aynaya baktığınız da bir el sizi tutuyor ve daha oyunun ilk başların da ölebiliyorsunuz
neler var neler
demeye çalıştığım şey Clock tower kesinlikle harika tekrar oynanmaya değer bir Gameplay sunuyor ne yapar iseniz yapın değişik sonuçlar alacaksınız
ve bu da oyunu tekrar oynamanız için o farklı tüm sonları almak için bir sebep yaratıyor
90lar da ve 80ler de bu kadar detaylı bir gameplay görmek zor o yüzden yaptığı işi sonuna kadar taktir ediyorum
arkadaşlar ben oyunlara tekrar zor bakarım oyun bana gerçekten o oyunu tekrar oynamak için bir sebep sunmuyor ise
Eee Clock tower bunu harika bir şekil de sunuyor
öpün başınızı üstüne koyun
bilmenizi isteyeceğim şey Clock tower da sıkılmanız tekrar oynadığınız da bile zor bir sonra ki oynayışınıza kıyasla acayip garip ve değişik şeyler olacaktır hatta bazen Random ölümlere bile sebep açabilir
bu yüzden hazırlanın aynı zaman da oyun da kurtarabileceğiniz kişiler falan filan yaptığınız seçimlere doğru değiştiğini de belirteyim
bu da işte tekrar oynamanız için farklı harika bir sebep daha
neler var lan neler lan
helal olsun ve bu elde bahsetmeden de geçemeyeceğim bu oyun da bir çan doldurma sistemi var ve bu da Dark Souls da ki gibi oyun da oturmanız ve bir süre beklemeniz lazım bunu yapar iken makaslı katil abinin ya da mary ablanın gelmediğinden emin ol ve evet baya bir süre istiyor
oyun bunu size söylemediği için Kesinlikle söylemem lazımdı
şimdi oyunun zorluğundan biraz bahsedeyim ve Zorluk Kategorisine geçelim

Zorluk:

evet Clock Tower: The First Fear baya bir rage quit geçirmeniz gereken bir oyun
Katile karşı yakalanır iseniz kaçmanız öncellikle mümkün ama bu hiç de hiç kolay olmayacaktır tuşlara abanmaya elinizden geldikçe hazır olun
çünkü abanmaz iseniz abartmıyorum %90 katil sizi yakalayacak demektir
ben bir ara o kadar basıyorum niye hala beni yakalıyor dedim ve fark ettim ki baya baya abanmam lazımmış tuşa
valla en ufak bir yavaşlama da gidersiniz söyleyeyim
aynı zaman da oyunun pc portun da bir save sistemi de yok onu da söyleyeyim
evet şu an da ''NE?'' diye kalıyor olabilirsiniz ama bildiğim kadarıyla save sistemi sadece konsol portların da var
Yani oyunu Emulator ile oynamanızı tercih ederim
ha rage quit geçiririm olur biter diyor iseniz karışamam tabi bu oyun rage quit geçirmek için ideal
aynı zaman da oyunun ilk başların da çok fazla ölür iseniz şaşırmayın çünkü Makaslı katil abimiz emin olun ki hiç beklemediğiniz yerlerden çıkacaktır
saklanıp kendisinin bir süre çıkmasını falan engellemeniz mümkün gerçi
ama her şekil de geri dönecektir ve bazen oyun size kurtarma şansını %3 gibi bir şekil de sunuyor
o yüzden hazırlanın çok kez öleceksiniz
baya baya öleceksiniz
kesinlikle daha zor eski oyunlar oynadım
ama Clock Tower hafife alınacak bir oyun da kesinlikle değil özellikle ilk oynaşınız ise
he bu elde oyunun zorluğunun yine oyunu oynama şeklinize göre değiştiğini söyleyeyim cidden cidden de öyle
helal olsun harbi lan
HELAL OLSUN
HELAL LAN
Ahem
Şimdi ise oyunun Korkunç olup olmadığı kısmına geçelim!

Ne Kadar Korkunç Bilader?:

Evet Clock tower bir korku oyunu tabi ki
slasher türü korlu oyunu ve başarıyor abi başarıyor zamanını aldırmayın Clock Tower sizleri Jumpscare ile korkutmayı bırakın Jumpscare yapmıyor bile Clock tower sizleri gerilim havasını atmosferi ile korkutmaya çalışıyor Özellikle Müzikleri ile
oyunu son ses kulaklık ile oynar iseniz ki öyle oynayın atmosferin ne kadar iyi olduğunu fark etmeniz için fark edeceksiniz ki Clock Tower gerçekten atmosferi ve müzikleri o kadar da iyi yapıyor ki 2020 de bile hafife asla alınmayacak atmosfere ve müziklere sahip
katillerin çıkıp çıkmaması dediğim gibi sizin oynayış şekliniz de bağlı olduğu için katil buradan çıkacak mı düşüncesine kaptırıp çıktığı zaman da gerilimi acayip iyi yaşarsınız
hatta bazen öyle beklenmedik anda çıkar ki gerilimi ve korkuyu damarlarınız da hissedersiniz
Clock Tower korku gerilim atmosfer müzikler hepsini yeterli ve fazla şekil de veriyor,
kesinlikle oyunu oynamanız için farklı sebeplerden birisi
şimdi en önemli ve Son Kategoriye geçelim Tüm Sonlar
hadi bakalım

Sonlar Nasıl?:

öncellikle oyun da dokuz tane ending var
Bunlar harfler ile şöyle sıralanmış oyun da ve hepsini size anlatayım
Ending S: Ana Karakterimiz yaptığı bir ses sayesin de Makaslı seri katil abimizin ölmesine sebep açıyor ve Mary ise kargalar tarafından saldırıya uğradığı zaman Ana karakterimiz onu kurtarmaya çalışsa bile Mary de düşüp ölüyor artık Anne mi Laura mı seçersiniz bilmiyorum ama ikisinden birisi Ana karakterimiz ile birlikte kurtuluyor ve kaçıp gidiyorlar
Ending A: Bu ending de neredeyse aynı olaylar oluyor ana karakterimiz makaslı seri katili öldürüyor fakat bu sefer Anne ile Laura kimi kurtarır iseniz fark etmez Mary tarafından aşağı yitilerek öldürüyor Ana Karakterimiz Mary ile bir savaş veriyor Mary Ana karakterimiz tarafından yeniliyor ve aşağı düşerek ölüyor Ana karakterimiz hayatta kalan tek kişi olmuş oluyor
Ending B: herkes ölmüş halde Ana karakterimiz Seri katili tekrar öldürüyor ve bu sefer Mary ise tam ana karakterimizi başarılı şekil de öldürmeye başaracak iken Mary onu Elektrik sayesin de öldürüyor ve Ana karakterimiz tek başına kaçıyor
Ending C: Ana Karakterimizi Çıkışa yakın bir yer de Mary karşılıyor herkes yine ölmüş durum da Ana karakterimiz Mary ile bir savaşa giriyor ve yenilip yere düşüyor Ana karakterimiz merdivenlerden tırmanıyor fakat Mary de onun peşin de geliyor ana karakterimiz Mary aşağı atıyor ve Mary ölüyor daha sonra seri katili tekrardan düşürerek öldürüyor
Ending D: ana karakterimiz bu sefer bayan Mary seri katil olduğunun farkın da değil ve kurtulduğunu sanarak herkes ölmüş durum da ona sarılmaya gidiyor Mary bıçak çıkartıyor ve ana karakterimizi başarılı şekil de öldürüyor VİLLAİN KAZANDI HAHAHAHAHA.... Villain kazandığı zaman sevinirim hani.... bu ending de baya iyi... NE VAR LAN İŞTE VİLLAİNLAR DA KAZANMAYI HAK EDİYOR
Ending E: Ana karakterimiz bu sefer asansör de üçüncü düğmeye basıyor fakat Asansör başka tarafa gidiyor ışıklar kapanıyor ve makaslı abimiz Mary öldürüyor VE VİLLAİNLAR YİNE KAZANIYOR
Ending F: ana karakterimiz bir tane mağaraya giriyor ve mağara yıkılmaya başladığı zaman asansöre biniyor fakat asansör de onu seri katilin beklediğini fark etmiyor ve asansör de ne yapar ise yapsın seri katil tarafından yeniliyor ve öldürülüyor YİNE VİLLAİN KAZANIYOR İŞTE BU!
Ending G: Ana Karakterimiz araba ile herkesin öldüğüne tanık olduktan sonra kaçıyor ve üç gün sonra evin de ''nedeni'' belirtilmeyen bir şekil de ölü bulunuyor Yine Villianlar kazanıyor (Doğrulandığı Üzere Mary tarafından öldürülmüş kendisi)
Ending H: Yine aynısı fakat bu sefer arabanın arkasından MAKASLI SERİ KATİL ABİMİZ ÇIKIYOR VE BU SEFER ÖLDÜRÜLME SEBEBİ BELLİ OLUYOR
Evet tamamen Farklı Endingler
Şimdi Sonuç Kısmına Gelelim

Sonuç:

Çıktığı yıla göre acayip iyi bir iş çıkartan ve benim çok sevdiğim seri katil temasını acayip iyi yansıtmayı başaran çok iyi hikaye sahip olan oyunu oynamam için üst de bahsettiğim üzere bir sürü sebep sunan bir sürü sonu olması ve acayip korkunç olmasını sayar isek Clock Tower: The First Fear benim için bir sanat esiridir

10

Okuduğunuz için Teşekkürler

submitted by bglfpig to veYakinEvren [link] [comments]


2020.09.20 01:48 bglfpig Clock Tower: The First Fear İnceleme

Seri Katilden kaçma Temasını sever misiniz?
Yani Slasher Diyorum Ben Bayılırım evet
Ne Kadar Klişeler ile dolu olsa bile ergenlerin ya da direkten yetişkinlerin ya da bir kişinin yenilemez bir katil tarafından kovalanmasını izlemek bana hep zevk verdi
bu türü harika veren filmler mevcuttu
Friday the 13th
Halloween
Peeping Tom
Child's play
Scream
Cabin in the woods
Nightmare on Elm Street
Teksas da katliam
Falan Filan say say bitmez
oyunlar açısından da neler var bakalım
popüler olanları sayalım en azıdan evet bir sürü Slasher Türü oyun var ama biz çok bilinenleri sayalım
Until Dawn
Nightcry
remothered tormented fathers
Haunting Grounds
AMA ÖZELLİKLE BUNLARA DOĞUŞ KAYNAĞI OLMUŞ OLAN
Clock Tower: The First Fear
bu oyun hakkın da ne diyebilirim ki? bir sanat esiri mi? yoksa sanat esiri olmaya yaklaşan oyunlardan birisi mi?
hala bile emin değilim ama bunun sebebi ne diye sorar isen Clock Tower bir şeyi başarıyor ki zamanına göre kesinlikle taktir edilmeli
Oyun Size Bir Sürü Ending sunuyor ve çoğu farklı mesela birisini kurtarıyorsunuz ama bir ending de birisi ölüyor ya da bir ending de baya kişiyi kurtarabiliyorsunuz ama bir ending de o olmuyor ya da bir ending de bir villain ekstradan öldürebiliyorsunuz ya da bir kaç ending de ana karakteriniz ölüyor
saydıklarımın hepsini yapıyoruz
ve 1992 de çıkmış bir oyun için bu gerçekten takdir edilebilir ve türünün en iyi örneği bile sayılabilir
Clock Tower: The First Fear sanat esiri mi değil mi? hadi gelin soruyu öğrenelim
Öncellikle bu İnceleme de Tüm Endingler göze alınacaktır güzel uzun bir inceleme olacak arkanıza rastlanın ve okumaya başlayın
Spoiler uyarısı tabi ki oyunu oynamadıysanız gidin oynayın ve gelin öyle okuyun
3
2
1
BAŞLADI

Konu:

Clock Tower: The First Fear oyunu Jennifer Simpson isimli Kızımızın ve Ana Karakterimizin Ahem bir Malikaneye ''Mary Barrows'' isimli Hatun Tarafından götürülmesini anlatıyordur yani tek değil tabi ki yanın da arkadaşları var bunlar ise Anne Lotte Laura Harrington isimli kişilerdir Malikaneye geldikleri zaman önce tatlı tatlı yerleşme yapmışlardır güzel bir güzel kız sohbeti ediyorlardır Sonra Ana Karakter Jennifer arkadaşlarının isteği ile Mary bulmaya gider fakat gider iken Elektrik kesilir Jennifer arkadaşlarının olduğu odaya hemen geri döner ama onların yok olduklarını fark eder bunun bir şaka olduğunu düşünür ama olmadığını bir kaç dakika sonra fark edecektir Çünkü Kendisi Elin de Büyük bir Makas Tutan bir Seri Katil Tarafından Kovalanmaya başlar
Evet senaryo bu
ne kadar iyi sorgulanabilir ama kesinlikle iyi işlendiğine söyleyebilirim ve bazı hikayelerin acayip iyi olması gerekmez arkadaşlar karakterlerinin atmosferinin iyi işlenmesi olması onu kurtarabilir
Clock Tower ise bunun en güzel örneklerinden birisi öncellikle Clock Tower öyle 1 tane Katilden kaçtığınız bir oyun değil için de bir Sürü Villain barındıran bir oyun eğer bir ana Villain mevcut değil hatta sizi makas ile kovalayan ana villain gibi gözüken kişi ana villain bile değil ana villain kim diye sorar iseniz mevcut mu onu bile bilmem ama bir seçim yapmak gerekseydi Bayan Mary olurdu evet kendisi Ana Villain neden der iseniz Hikaye Göre doğurduğu iki tane oğlunun annesi oydu ve onları öldürmeye teşvik eden de oydu anlattıklarımın hepsini oyun da hikaye ilerledikçe öğreniyorsunuz ve oyun da öğrenilecek çok şey var ana karakteriniz kişiliği oyun da yaptığınız eylemler ile açığa çıkıyor ve fark ediyorsunuz ki Clock Tower seri katilden kaçan ergen bir kızı anlatmıyor karakterlerin kişiliği ve gerçekten de çözülmeyi bekleyen bir Hikayesi mevcut
Öncellikle her karakterin ayrı bir kişiliği olduğunu söylemek kolay
oyun da yaptığınız eylemlere göre çoğu karakterin kişiliği değişiyor
Mesela en güzel Örneği Mary
Kendisi Oyunun gidişatına göre siz nasıl seçimler yapar iseniz ona göre davranıyor ve kişiliği de ona göre değişiyor
bazen masum gibi davranan bir kadın gibi görünebiliyor iken başka bir oynayış şeklin de sizi öldürmeye çalışan deli bir anne ya da başka bir oynanış şeklin de size ihanet ederek öldüren bir anne ya da başka bir ending de ise size uyku ilacı vererek sonra ise sizi öldüren deli bir anne
değişiyor da değişiyor be
demeye çalıştığım Clock Tower kesinlikle hikayesi bol sürprizler ile dolu her karakterin kişiliğinin davranışlarının size göre değiştiği hikaye temalı bir oyun
çıktığı zamana göre ise de başardığı iş ''sanat esiri'' sayılabilecek kadar da iyi tekrardan dediğim gibi belirli bir kişiliğe ya da davranışa sahip karakterler mevcut değil bu oyun da çoğu karakterin kişiliğini nasıl hayatta kalacağını nasıl davranışlar da bulunacağını falan siz beliriyorsunuz arkadaşlar Clock Tower hikaye açısından acayip başarılı bir oyun
şimdi Hikaye en azıdan Şimdilik bir kenara koyalım ve Gameplay geçelim

Oynanış:

Clock Tower: The First Fear Click and point temalı bir hayatta kalma oyunu evet basit bir Gameplay sahip ama gameplay küçümsemeyin hatta küçümsemeyeceğiniz son şey olsun bu oyunun Gameplay detaylar ve harika keşfedilmeyi bekleyen şeyler ile dolu açıklamama izin verin Clock tower oynayabileceğiniz en iyi detaylı oyunlardan birisi öncellikle hikaye gibi yaptığınız oynanış şekli durmadan değişiyor şöyle açıklayayım bir kere oyun da öldüm ve oyunu tamamen resetledim
bir baktım hayda odaların yeri değişmiş odaların yeri farklı yerler de
bir zaman ise oyun da gezinir iken kutudan katil çıkıyordu bir zaman ise kutudan katil yerine bir kedi çıkıyor
bir zaman ise de oyunun size ilk başlar da kutu da almanızı istediğiniz anahtar tamamen başka yerlere taşınıyor
bir zaman ise yerler tamamen random kırılabiliyor ve ani ölüme sebep olabiliyor
bir zaman ise katil hiç beklenmedik yerlerden çıkabiliyor ve size saklanacak yer bırakmayabiliyor
bir zaman ise aynaya baktığınız da bir el sizi tutuyor ve daha oyunun ilk başların da ölebiliyorsunuz
neler var neler
demeye çalıştığım şey Clock tower kesinlikle harika tekrar oynanmaya değer bir Gameplay sunuyor ne yapar iseniz yapın değişik sonuçlar alacaksınız
ve bu da oyunu tekrar oynamanız için o farklı tüm sonları almak için bir sebep yaratıyor
90lar da ve 80ler de bu kadar detaylı bir gameplay görmek zor o yüzden yaptığı işi sonuna kadar taktir ediyorum
arkadaşlar ben oyunlara tekrar zor bakarım oyun bana gerçekten o oyunu tekrar oynamak için bir sebep sunmuyor ise
Eee Clock tower bunu harika bir şekil de sunuyor
öpün başınızı üstüne koyun
bilmenizi isteyeceğim şey Clock tower da sıkılmanız tekrar oynadığınız da bile zor bir sonra ki oynayışınıza kıyasla acayip garip ve değişik şeyler olacaktır hatta bazen Random ölümlere bile sebep açabilir
bu yüzden hazırlanın aynı zaman da oyun da kurtarabileceğiniz kişiler falan filan yaptığınız seçimlere doğru değiştiğini de belirteyim
bu da işte tekrar oynamanız için farklı harika bir sebep daha
neler var lan neler lan
helal olsun ve bu elde bahsetmeden de geçemeyeceğim bu oyun da bir çan doldurma sistemi var ve bu da Dark Souls da ki gibi oyun da oturmanız ve bir süre beklemeniz lazım bunu yapar iken makaslı katil abinin ya da mary ablanın gelmediğinden emin ol ve evet baya bir süre istiyor
oyun bunu size söylemediği için Kesinlikle söylemem lazımdı
şimdi oyunun zorluğundan biraz bahsedeyim ve Zorluk Kategorisine geçelim

Zorluk:

evet Clock Tower: The First Fear baya bir rage quit geçirmeniz gereken bir oyun
Katile karşı yakalanır iseniz kaçmanız öncellikle mümkün ama bu hiç de hiç kolay olmayacaktır tuşlara abanmaya elinizden geldikçe hazır olun
çünkü abanmaz iseniz abartmıyorum %90 katil sizi yakalayacak demektir
ben bir ara o kadar basıyorum niye hala beni yakalıyor dedim ve fark ettim ki baya baya abanmam lazımmış tuşa
valla en ufak bir yavaşlama da gidersiniz söyleyeyim
aynı zaman da oyunun pc portun da bir save sistemi de yok onu da söyleyeyim
evet şu an da ''NE?'' diye kalıyor olabilirsiniz ama bildiğim kadarıyla save sistemi sadece konsol portların da var
Yani oyunu Emulator ile oynamanızı tercih ederim
ha rage quit geçiririm olur biter diyor iseniz karışamam tabi bu oyun rage quit geçirmek için ideal
aynı zaman da oyunun ilk başların da çok fazla ölür iseniz şaşırmayın çünkü Makaslı katil abimiz emin olun ki hiç beklemediğiniz yerlerden çıkacaktır
saklanıp kendisinin bir süre çıkmasını falan engellemeniz mümkün gerçi
ama her şekil de geri dönecektir ve bazen oyun size kurtarma şansını %3 gibi bir şekil de sunuyor
o yüzden hazırlanın çok kez öleceksiniz
baya baya öleceksiniz
kesinlikle daha zor eski oyunlar oynadım
ama Clock Tower hafife alınacak bir oyun da kesinlikle değil özellikle ilk oynaşınız ise
he bu elde oyunun zorluğunun yine oyunu oynama şeklinize göre değiştiğini söyleyeyim cidden cidden de öyle
helal olsun harbi lan
HELAL OLSUN
HELAL LAN
Ahem
Şimdi ise oyunun Korkunç olup olmadığı kısmına geçelim!

Ne Kadar Korkunç Bilader?:

Evet Clock tower bir korku oyunu tabi ki
slasher türü korlu oyunu ve başarıyor abi başarıyor zamanını aldırmayın Clock Tower sizleri Jumpscare ile korkutmayı bırakın Jumpscare yapmıyor bile Clock tower sizleri gerilim havasını atmosferi ile korkutmaya çalışıyor Özellikle Müzikleri ile
oyunu son ses kulaklık ile oynar iseniz ki öyle oynayın atmosferin ne kadar iyi olduğunu fark etmeniz için fark edeceksiniz ki Clock Tower gerçekten atmosferi ve müzikleri o kadar da iyi yapıyor ki 2020 de bile hafife asla alınmayacak atmosfere ve müziklere sahip
katillerin çıkıp çıkmaması dediğim gibi sizin oynayış şekliniz de bağlı olduğu için katil buradan çıkacak mı düşüncesine kaptırıp çıktığı zaman da gerilimi acayip iyi yaşarsınız
hatta bazen öyle beklenmedik anda çıkar ki gerilimi ve korkuyu damarlarınız da hissedersiniz
Clock Tower korku gerilim atmosfer müzikler hepsini yeterli ve fazla şekil de veriyor,
kesinlikle oyunu oynamanız için farklı sebeplerden birisi
şimdi en önemli ve Son Kategoriye geçelim Tüm Sonlar
hadi bakalım

Sonlar Nasıl?:

öncellikle oyun da dokuz tane ending var
Bunlar harfler ile şöyle sıralanmış oyun da ve hepsini size anlatayım
Ending S: Ana Karakterimiz yaptığı bir ses sayesin de Makaslı seri katil abimizin ölmesine sebep açıyor ve Mary ise kargalar tarafından saldırıya uğradığı zaman Ana karakterimiz onu kurtarmaya çalışsa bile Mary de düşüp ölüyor artık Anne mi Laura mı seçersiniz bilmiyorum ama ikisinden birisi Ana karakterimiz ile birlikte kurtuluyor ve kaçıp gidiyorlar
Ending A: Bu ending de neredeyse aynı olaylar oluyor ana karakterimiz makaslı seri katili öldürüyor fakat bu sefer Anne ile Laura kimi kurtarır iseniz fark etmez Mary tarafından aşağı yitilerek öldürüyor Ana Karakterimiz Mary ile bir savaş veriyor Mary Ana karakterimiz tarafından yeniliyor ve aşağı düşerek ölüyor Ana karakterimiz hayatta kalan tek kişi olmuş oluyor
Ending B: herkes ölmüş halde Ana karakterimiz Seri katili tekrar öldürüyor ve bu sefer Mary ise tam ana karakterimizi başarılı şekil de öldürmeye başaracak iken Mary onu Elektrik sayesin de öldürüyor ve Ana karakterimiz tek başına kaçıyor
Ending C: Ana Karakterimizi Çıkışa yakın bir yer de Mary karşılıyor herkes yine ölmüş durum da Ana karakterimiz Mary ile bir savaşa giriyor ve yenilip yere düşüyor Ana karakterimiz merdivenlerden tırmanıyor fakat Mary de onun peşin de geliyor ana karakterimiz Mary aşağı atıyor ve Mary ölüyor daha sonra seri katili tekrardan düşürerek öldürüyor
Ending D: ana karakterimiz bu sefer bayan Mary seri katil olduğunun farkın da değil ve kurtulduğunu sanarak herkes ölmüş durum da ona sarılmaya gidiyor Mary bıçak çıkartıyor ve ana karakterimizi başarılı şekil de öldürüyor VİLLAİN KAZANDI HAHAHAHAHA.... Villain kazandığı zaman sevinirim hani.... bu ending de baya iyi... NE VAR LAN İŞTE VİLLAİNLAR DA KAZANMAYI HAK EDİYOR
Ending E: Ana karakterimiz bu sefer asansör de üçüncü düğmeye basıyor fakat Asansör başka tarafa gidiyor ışıklar kapanıyor ve makaslı abimiz Mary öldürüyor VE VİLLAİNLAR YİNE KAZANIYOR
Ending F: ana karakterimiz bir tane mağaraya giriyor ve mağara yıkılmaya başladığı zaman asansöre biniyor fakat asansör de onu seri katilin beklediğini fark etmiyor ve asansör de ne yapar ise yapsın seri katil tarafından yeniliyor ve öldürülüyor YİNE VİLLAİN KAZANIYOR İŞTE BU!
Ending G: Ana Karakterimiz araba ile herkesin öldüğüne tanık olduktan sonra kaçıyor ve üç gün sonra evin de ''nedeni'' belirtilmeyen bir şekil de ölü bulunuyor Yine Villianlar kazanıyor (Doğrulandığı Üzere Mary tarafından öldürülmüş kendisi)
Ending H: Yine aynısı fakat bu sefer arabanın arkasından MAKASLI SERİ KATİL ABİMİZ ÇIKIYOR VE BU SEFER ÖLDÜRÜLME SEBEBİ BELLİ OLUYOR
Evet tamamen Farklı Endingler
Şimdi Sonuç Kısmına Gelelim

Sonuç:

Çıktığı yıla göre acayip iyi bir iş çıkartan ve benim çok sevdiğim seri katil temasını acayip iyi yansıtmayı başaran çok iyi hikaye sahip olan oyunu oynamam için üst de bahsettiğim üzere bir sürü sebep sunan bir sürü sonu olması ve acayip korkunç olmasını sayar isek Clock Tower: The First Fear benim için bir sanat esiridir

10

Okuduğunuz için Teşekkürler
submitted by bglfpig to kiziliksir [link] [comments]


2020.09.19 14:20 aranM24 Dün yaşadığım korkunç olay

"dün sabah başıma gelen bir olaydan beri telefonu ilk kez elime alabildim. hala etkisindeyim, yazsam mı yazmasam mı bilemiyorum.
ben korktum, siz de korkun. yazıcam.
dün sabah yürüyüşünü yaptıktan sonra bizim köye gittim. çocukluğumun yarısı oralarda geçti, çok severim. biraz dağ bayır gezerim dedim
çocukken köydeki arkadaşlarla maç yapmaya giderken önünden geçtiğimiz bir mezarlık vardı. ordan hep koşarak geçerdik. yalnızken çok korkardm.
her çocuk gibi bin türlü korku hikayesi duyarak büyüdüm ama hep aklımda kalan köye zamanında gelin gelmiş çok güzel bir kadının hikayesiydi.
1940'lı yıllarda bizim köye gelen bu kadının güzelliği dillere destanmış. ama sürekli karalar bağlayıp dolaşırmış cenazesi varmış gibi.
düğünlerde, bayramlarda vs bile hep için için ağlarmış. sorduklarında 'dünyanın derdine ağlar yanarım, sormayın artık' dermiş.
kocası kore savaşı'nda ölmüş. cenazeyi köye getirdiklerinde 'ölü benim ölüm dokunmayın' deyip milletin içinden almış sırtlamış ölüyü
günlerce vermemiş ölüyü. naptılar ne ettilerse alamamışlar. bir sabah hiçbir şey olmamış gibi çıkmış evden. allı güllü fistanla
'kocam artık bendedir, o artık hep benimle' demiş. eve girip bakmışlar, ne ceset var ne bir iz. kadın ölene kadar da ne olduğunu bilmemişler
ellerim titriyor ya.
çocukluğumda hellüş diye köyün delisi vardı. onun bu kadının kocasını yerken gördüğü için delirdiği anlatılırdı. daha bir çok hikaye...
dün sabah o mezarlığın önünden geçerken çocukken en korktuğum şeye yani o kadının mezarına gitmeye karar verdim.
köyün mezarlığı 100-150 yıllık falan. çok dağınık. zangır zangır titremeye başladım niyeyse, bir yandan mezar taşlarını okuyorum.
ağlama, inleme karışık bir ses duydum. bir baktım çok güzel bir kadın. eski model renkli fistanlı. bir mezarın başında ağlıyor.
bilen bilir. inançlı değilim ve hurafelere itibar etmem. kadın beni farketti, kafasını kaldırıp bana baktı ve ağlamaya devam etti. bu tam o tarif ettikleri esmer güzel kadındı.
hipnotize olmuş gibi kendisine doğru yürümeye başladım. göz gözeyiz, o ağlıyor. mezarın yanına gelip dikildim.
gözlerini benden ayırıp mezar taşına 'bak' der gibi baktı. ben de baktım. zar zor okunuyor.
kadınla birlikte ben de ağlamaya başladım. mezar taşında şu yazıyordu ; #imamhatiplerkapatılsın
submitted by aranM24 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.18 03:33 RaufYildirim Türkiyede yaşanılabilecek ortalama br hayatın özeti.

48 saat içerisinde seni ortaya çıkaracak olan iki gamet hücresi birleşiyor ve anlık kimyasal reaksiyonlar ile seni sen yapacak bir zigot ortaya çıkıyor. Büyüyorsun, hücrelerin sayılarını çoğaltıp yavaş yavaş doku topluluklarını oluşturmaya başlıyor, seni karnında taşıyan annen ve seni her daim koruyacak olan ya da bunu beceremeyecek ve hatta sana karşı gaddarlaşacak olan baban senin varlığınla mutlu ve heyecanlılar, imkanları el verdikçe kendilerini ve senin yaşam alanını hazırlıyorlar.
Koskoca 9 ay geliyor anneni yatırıyorlar, senin kalp atışlarının 200'ün üstüne çıkmasını bekliyorlar ve damar yoluyla Pitocin vererek doğumunu hazırlıyorlar ya da bunların hiçbirisini yapmıyorlayapamıyorlar ya da tıpkı benim yaşadığım gibi hayati bir risk taşıyan gebelik hastalığı seni vuruyor, sersemletiyor ve ilk yaşam sınavını veriyorsun. Ama sen ne olursa olsun doğuyorsun, kordonunu kesiyorlar, seni kontrol ediyorlar, burnunu açıyorlar, annene ve sana bez bağlayıp koruyucu bir cihazın içine koyuyorlar, baban sana bakıyor ya da kucağına alıyor, önce seviniyor ve gururlanıyor, ardından gerçekler yüzüne vurduktan sonra aklını binbir türlü düşünceler ve endişeler kaplıyor ne de olsa burası Türkiye nam-ı diğer Dert kafesi ya da Tımarhane artık ne diye çağırırsan.
İlklerle dolu yıllarını geçirdikten sonra 7 yaşına kadar kişiliğin değişiyor, Almanyada kutlamalarla insanlar okula giderken sen endişeler, baskılar içerisinde ve ağlayarak gidiyorsun, baskı görüyorsun hem ailenden hem dışarıdan çünkü Türkiye tımarhaneler ülkesi. 9, 10, 11, 12 yaşlarına kadar geldin derken cinsel organını keşfediyorsun ama o esnada parasızlık, hayaller, baskı, başarısızlık, eziklik, güçsüzlük ve aile bireyleri seni daha çok genç olmana rağmen senin kişiliğini yok ediyorlar ve sen organınla adeta bir enstrüman gibi oynamaya başlıyorsun. Keman ile Paganini çalmak nasıl bir duygu ise sende organınla hayallerine erişiyorsun ve tebrikler! Yepyeni alışkanlıklar kazandın artık Avustralya da yaşıtların haftasonu surf yaparken sen kendini saatlerce kötü bir bilgisayarda takılarak ve kendine ister istemez dikkat edemeyerek kilolu, asosyal, umutsuz ve hayattan beklentileri olmayan bir kişiliğe dönüşüyorsun ve böyle olman çok normal çünkü dışarıda insanlar zaaflarını kullanarak zorbalıkta çığır açmış, kimse seninle ilgilenmiyor, ailen geleceğin hakkında seni çok korkutuyor ve yetmezmiş gibi gereksiz baskılar uygulayıp seni adeta bir köleye çeviriyor. Hayatını ya asosyal ve dejenere bir et parçası olarak ya ders çalışmaktan insanlarla sosyalleşmeyi, merak etmeyi, keşfetmeyi ve aşık olmayı unutmuş ya da sosyal çevresi olan ve yine zorluklata kafa tutan bir şahıs olarak geçireceksin, üçünden birini seçmen gerekiyor, hepsinin bir kötü yanı var ve Avrupaya gözünü çevirdiğinde insanlar rahat rahat hem mutluluğu ve hem keşfetmeyi hemde başarıyı yakalarken sen bunlardan birini seçmelisin. Eğer ders çalışmazsan 50 yaşında, bej renginde gömlek giyen, açlık ve sindirim sistemi rahatsızlıklarından ağzı sarımsak kokan, damağı ve ağız kenarlarında tarhana kalıntıları bulunan, vücudu 14 gün önce sanki parçalarına ayrılıp bir kenara atılan bir leş ya da Hindistan'ın Kolkata şehrinde 300 yıldır aktif olarak insanların malum amaçlar için kullandığı göl ya da sulama nehri gibi kokan, konuşmayı, düşünmeyi, tartışmayı ve anlamayı beceremeyen, gerici ve primitif bir zihne sahip bir yaratık tarafından sana sadece iş olarak teklif edilen, ama Rusya da Sosyalist Devrim için Lenin ve Plehanov'un örgütlediği 11 saat boyunca soğuk ve sıcak arasında çalışan ve Sibirya ile cezalandırılan işçilerden bile daha kötü bir şartlarda, dinlenmeksizin 14 saat boyunca, basık, rezalet ve pislik içerisinde ya da kavurucu Ankara(Bir diğer ismiyle "Atatürk'ün kurduğu Riyad") sıcağında, sadece ekmek ve sarımsak ya da şanslıysan soğan, domates ve çürümüş peynir gibi lükse kaçan yiyeceklerle ve 250 mililitreden daha az su içerek Mısırlı bir kölenin günlük sarfettiği eforun iki ya da üç katını sarfedeceksin ya da hayatı boyunca durmaksızın ve dinlenmeksizin ders çalışarak sosyalleşemeyecek, keşfedemeyecek ve hayatı anlayamayacaksın. Ama bu sefer iyi bir maaşı, statüsü ve bolca vakti olan ama sosyalleşemediğin için arkadaşı, tanıdığı, sevdiği, baktığı kimsesi olmayan, zevksiz, vizyonsuz, mutsuz, soğuk, utangaç, evlenmesi için arkadaşlarından, ailesinden ve akrabalarından inanılmaz seviyede baskı gören ve çekingen bir beyaz yakalıya/memura/akademisyene dönüşüyorsun. İş yerinde durmaksızın ve dinlenmeksizin çalışırken ve işyerinin en parlak çalışanıyken her nasılsa arkadaşların senin için doğum günü partisi düzenliyor, bakımlı erkekler ve güzel kadınlar senin zaaflarını kullanarak binbir türlü bir şekilde seni kutlama yapacakları yere götürüyorlar. Sen çocukluğundan beri sabaha kadar ders çalışmaktan eğlence ve kutlamanın daha ne demek olduğunu bilmiyorken insanlar büyük, süslü ve eğlenceli bir odada bütün ışıkları bir anda açarak "Doğum günün kutlu olsun!" diye bağırıyor, sen korku içerisinde insanları ve onların giyim tarzını anlamaya çalışırken arkadan iki kişi seni pastanın önüne doğru sürüklüyor, bir diğeri elindeki DuPont çakmak ile mumları yakıyor ve bir diğeri "Instagram" denilen bir uygulamaya story denen bir hareketli görüntü yanı "video" atıyor, sen daha çakmağın ismini anlayamamışken senden pastayı üflemeni istiyorlar, yavaşça üflüyorsun, ama ateşi söndüremiyorsun ve mumlar zamanla erimeye başlıyor. Üfleyemediğin için bir başkası etraf yanmasın diye bir yelpaze ile bütün mumları söndürüyor ve herkes tebrik etmeye ve sarılmaya başlıyor o esnada konfeti ve volkanlarla görsel şölen oluşturuluyor. Konfetinin yivsiz namlusundan aniden püsküren kırmızı güller ve partiküller ilgini çekiyorken bir anda iş arkadaşların sana hediyelerini getiriyorlar. Patronun sana dört tane çok pahalı ve ismine "Sauvignon Blanc" denilen bir şarap getiriyor ve kapağını patlatıp içmeni istiyor. Sen daha "Sa, sa, savin-" diye kekelerken bardak çoktan dolmuş oluyor ve bir yudum içmen isteniyor, herkes sessizce sana bakıyor. Ailenin baskıları ve ülkenin gerçekleriyle adeta kurtuluş kapısı olarak gördüğün Fen Lisesine girebilmek için ölümüne çalıştığın liseye geçiş sınavından önce kahvaltıda içtiğin şekerli çayın tadını hala unutamamışken o şaraptan küçücük bir yudum alıyorsun ve alır almaz çok ilginç, farklı ve aromatik bir tat aldığın için aniden patronunun beyaz trikosuna tükürüyorsun, bir anda saniyede iki defa özür dilemeye ve korkudan titremeye başlıyorsun ama patronun gülümsüyor ve omzunu sıvazlıyor ve sen korku ve panikten terlemeye ve titremeye devam ediyorsun ve ikinci bir yudum almanı istiyorlar, azıcık içiyorsun ama tadı çok farklı ve alışılmışın dışında olduğu için bu sefer yine yere tükürüyorsun ve içemiyorsun patronun sana bir başka ve bu sefer daha büyük bir kutu veriyor. Kutudan 4 tane her birinin içinde 9 tane şişe bulunan kutular var, her birinin üzerinde sırasıyla Provence France, Naples Italy ve Novi Sad Serbia yazıyor ve bir diğerinin üstünde ise koskoca harflerle "Don Julio" yazıyor patronun yanına yaklaşıp bunların şarap olduğunu ve "Don Julio" denen şeyin ise "Tekila" olduğunu söylüyor. Koca bir paketle yanına kafadar bir çocuk geliyor, senin eline bir kutu veriyor ve açmanı istiyor ki o da ne! daha çıkalı 3 hafta olmamış arkadaşın sana PlayStation 5 hediye etmiş! Başta her zaman olduğu gibi analiz ediyorsun ama nasıl kullanıldığına dair bir anlam çıkaramıyorsun ama neyse hediye hediyedir bir kenara koyuyorsun. Bir diğer iş arkadaşın geliyor ve sana 25.000₺ değerinde bir şekilli çanta hediye ediyor, içini açıyorsun ve üzerinde 6 teli olan, 90 cm uzunluğunda ve bayağı ağır olan bir metal yığını hediye ediyor, ve senden eline almanı istiyor, düzgünce tutmak yerine gövdesinden tutuyorsun ama arkadaşın sağ elini klavyeye, sol elini tellere koymanı istiyor ve tellerden birine parmağınla dokunmanı daha doğrusu vurmanı istiyor dediğini aynen yapıyorsun elin çok acıyor ve bir anda metal yığınını düşürüyorsun ve arkadaşın tekrardan eline geri veriyor ve bu gitarı düşürmemen gerektiğini söylüyor, bu gitar denilen alet hoşuna gidiyorken bir anda yapılı, selvi boylu, güzel sesli, bakımlı ve zarif bir kadın muhtemelen topukları çok sert bir tahtadan yapılmış, bileklerine kadar uzanan ve siyah renkte bir topuklu ayakkabıyla tahta zeminde bacaklarını öne atarak yürüyüp ses çıkartarak insanlara doğru geliyor. Görünüşe bakılırsa iri postürlü, güçlü ve çok zarif bir vücudu olduğu ve ince tabanlı topuklusuyla ses çıkartarak diğerlerinin ve senin ilgini çekmiş durumda. Bir anda insanların karşısına çok farklı bir enstrüman ile geliyor ve anlaması güç ama inanılmaz derecede etkileyici bir ses çıkartıyor bu sefer elindeki şeyin tahta olduğunu ve diğer elinde bir çubuk ile gövdeyi sürterek ses çıkarttığına hayret ediyorsun ve sen utancından başını yere eğip yüzün kızarmaya ve vücudun titremeye başlıyor. Sonra kadın sana yaklaşıp ilginç bir hediye veriyor ve bu sefer hediyenin içinden büyük bir paket çıkıyor, paketin içerisinde CD ve USB disk var ve kadın bu aygıtların içinde çoğu bestecinin icra ettiği besteler olduğunu söylüyor. Dış ambalajında kıvırcık saçlı adamlar, kimilerinin ellerinde kadının elinde gördüğün tahta parçasının aynısını onların ellerinde olduğunu farkediyorsun ve üzerlerinde "Etude, sonata, nocturne, concerto" yazdığını farkediyorsun. Bir diğer arkadaşın sana "Ayfon" denen bir cihaz veriyor ve sen önceden ailen tarafından sadece iletişim için kullanılan eski Nokia telefonunu neredeyse 18 yaşından beri kullanıyorken bu alet sana çok yabancı geliyor ve saatin yaklaştığını aniden farkedip odadaki bütün insanlardan özür dileyip sadece "Ayfon" denen bir cihazı eline alarak apar topar taksi yakalayıp evine gidiyorsun ve bütün görevlerini şimşek hızında tamamlayıp yatıyorsun ve yıllardan beri hep aynı tempoda olan zevksiz ve tatsız hayatına aynen devam ediyorsun. Gençlik yıllarında sadece sosyalleşir ve başka uğraşlarla ilgilenmezsen maalesef ders çalışmayanlarla aynı kaderi paylaşıyorsun ve bir anda "tanıdık" denen birisi görünüşe bakılırsa içler acısı olan haline üzülüp senden "KPSS" denen bir sınava girmeni ve eğer kazanırsan o sınav sayesinde 14 saat boyunca çok kötü şartlar altında çalışmaktansa 7 saat boyunca huzur içinde rahat rahat çalışabileceğini söylüyor ve KPSS ye çalışmak senin için bir ikinci mesleğe dönüşüyor, hayatın bütün bu seçeneklerden ibaret.
submitted by RaufYildirim to KGBTR [link] [comments]


2020.09.16 17:17 Doomer31 😂 Her gün bir fıkra 😂 #2

Temel, seyahate çıkmış. Uzun zaman evinden ayrı kalmış. Bir akşam bir kente gelip küçük bir otele inmiş. Odasına yerleştikten sonra, aşağıya telefon etmiş. Telefonu otelin sahibi açmış. Temel, ne istediğini söylemiş: "Bana bir fahişe bulup gönderin." Bunu söyledikten sonra telefonu kapatmış. Otelin sahibi şaşırmış. Yanında duran karısına dönmüş: "Demin gelen müşteri kadın istiyor..." Otelin sahibinin karısı öfkeden deliye dönmüş: "Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver..." Otel sahibi, müşteriye ağzının payını verme fikrini pek tutmamış: "Adama ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer..." Kadın çok sinirliymiş: "Sen gitmezsen, ben gider söylerim..." Ve, hışımla merdivenleri çıkıp Temel'in ağzının payını vermeye gitmiş. Kocası da aşağıda bekliyormuş. Yukardan gürültüler gelmeye başlamış. Onbeş yirmi dakika sonra Temel aşağıya inmiş. Üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış... Otelcinin yanına gidip bir güzel çıkışmış: "Ne biçim kadın göndermişsin be. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı."
submitted by Doomer31 to KGBTR [link] [comments]


2020.09.16 13:48 government_man00 Herakles’in 12 Görevi ve Hikayesi (Herkül)

Herkül’ün Megara’dan üç çocuğu olur. Hera, onu türlü oyunlarla çıldırtırken Herakles bir nöbet anında çocuklarını ve İphikles’in iki çocuğunu ateşe atarak öldürür. Bunun üzerine gönüllü olarak sürgüne gider. Sonra Delphoi bilicisine akıl danışır.
Bilici ona suçlarından ve tüm günahlarından arınması ve ölümsüzlüğe ulaşması için , Miken Kralı Eurystheus’a gidip uzun bir süre onun hizmetine girmesi ve kralın her istediğini yerine getirmesi gerektiğini söyler. Eurystheus, Heraklesten 12 iş yapmasını ister, buna kaynaklarda ‘’ Herakles’in 12 görevi ’’ veya 12 işi denir.
1- Nemea Aslanı Herkles’in ilk görevi Nemea bölgesine korku saçan aslanı öldürmesi olur. Typhon ile Ekhidna’dan doğma bu canavar, Kerberos ve Sfenks ile de kardeştir. Herkül aslanla ilk karşılaştığında oklarının ve diğer silahlarının da bir işe yaramadığını anlar.
Nemea Aslanı, aslında postunun delinmez olduğuna inanılan bir canavardır. Herakles canavarı topuzuyla kovalayarak köşeye sıkıştırmayı başarır ve güçlü kollarıyla sıkarak öldürür. Aslanın kendi pençeleriyle derisini yüzer ve üstüne giyer.
2- Herakles ve Hydra Ejderi’nin Öldürülmesi
Herkül yaratığı öldürmeye gidince ilk ateşli oklar atarak canavarı ininden çıkarmayı başarır. Daha sonra kılıcı ve topuzuyla ona saldırır. Canavarın bir başını kestiğinde yerine iki tane baş çıktığını görür.Bu da görevi daha da zor bir hale getirir.Son çare olarak ormanı ateşe verir ve yeni çıkan kafaları da ağaçları kullanarak dağlayarak yakar. Son ölümsüz başı da büyük bir kayanın altına gömüp öldürmeyi başarır. Canavarın zehirli safrasını oklarına sürerek zehirli bir hale getirir.
3- Kyreheia Geyiği
İlk iki görevini tamamlamasına sinirlenen Eurystheus, Heraklese yapamayacağını düşündüğü Kyreheia Gayiği’ni yakalama görevini verir. Altın boynuzlu, bakır ayaklı bu geyik Av tanrıçası Artemis için kutsanmıştır.
Herkül eğer geyiğe zarar verirse Artemsin gazabına uğrayacağını bildiğinden onu diri yakalamak için bir yıl boyunca takip eder. Sonunda yorgun düşen geyiği nehirden geçerken hafifçe yaralar ve yakalar.Herakles dönüş yolunda Artemis ile karşılaşır ve ona durumu anlatı ve geri getireceğine dair söz verir. Geyiği Eurystheus’a götürmesinin ardından geyiği elinden kaçırmış gibi yapar bu şekilde hem görevini yerine getirmiş, hem de Artemis’e verdiği sözü tutmuş olur.
4- Ermanthos Dağındaki Yaban Domuzunun Canlı Getirilmesi
Eurystheus hala hoşnut değildir. Bu sefer Arkadia’daki Erymanthos dağında yaşayan ve civardaki köyleri yakıp yıkarak büyük zararlar veren vahşi yaban domuzunun canlı yakalayıp getirilmesini ister.
Herkül kısa bacakları olmasına rağmen hızlı koşan domuzun peşinden uzun bir süre koştuktan sonra yorulan hayvanı kıstırır ve bir ağla yakalayıp Eurystheus’a götütür. Hayvanı görünce korkan Eurystheus bir fıçının içine saklanır.
5- Augias’ın Ahırlarının Temizlenmesi
Elis Kralı Augias’ın çok sayıda hayvanı vardı. Ahırlar yıllarca temizlenmemiş ve pislik içindeydi. Eurystheus, Herakles’ten onu küçük düşürmek için bu ahırları bir gün içinde temizlemesini ister. Herkül ahırları temizleyecektir ama karşılığında sürünün onda birini istemiştir.
Kral ahırların bu kadar kısa sürede temizlenemeyeceğini düşündüğü için Herakles’in teklifini kabul eder. Herkül tanık olarak kralın oğlunu yanına alır. Uzun süreden beri birikmiş olan hayvan pisliklerini temizlemek için bir plan yapar.
Ağılların duvarlarına iki delik açıp Alpheus ve Peneus ırmaklarının yataklarını değiştirerek ağıllara yönlendirir. Böylece ağıllardaki tüm gübre ve pisliği bir gün içerisinde temizlemiştir. Herkül ahırları bir gün içinde temizlemesine rağmen kral sözünü tutmaz. Herakles’te buna sinirlenip kral ve çocuklarını öldürür
6- Stymhalos Kuşları
Arkhadia’da Stymphalos Gölü kıyılarında yaşayan Ares için kutsal sayılan bu kuşlar pençeli, tunçtan kanatlı ve gagalıdır. Bu kuşlar kanatlarını ok gibi kullanıp insanlara ve hayvanlara zarar verirlerdi. Zamanında bir kurt istilasından kaçarak buraya sığındığı düşünülmektedir.
Herakles, gölün kenarına ulaştığında sayıları çok fazla olan kuşlar Hephaistos’un yaptığı ve Athena’nın ona armağan ettiği çıngırakla ürküterek kaçırır. Kaçan kuşların bir bölümünü de oklarıyla öldürür.
7- Girit Boğası
Poseidon’un Girit Kralı Minos’a kendisine kurban etmesi için gönderdiği boğayı, Minos kurban etmek istememiştir. Poseidon öç almak için boğayı kudurtmuştur. Eurystheus, Herakles’ten bu boğayı da canlı getirmesini ister.
Hayvanı önce yorup daha sonra kollarıyla kavrayarak yakalar daha sonra hayvanı sırtlanıp Eurystheus’a götürür. Eurystheus boğayı Hera için kurban etmek ister, fakat Hera bunun Herakles’e daha fazla şan ve şöhret getireceğini düşündüğünden reddeder ve boğayı serbest bıraktırır.
8- Diomedes’in Azgın Atlarının Eğitilip Getirilmesi
Bir sonraki görev, Trakya kralı Diomedes’e ait dört vahşi atı ehlileştirip yakalamaktı. Kral bu atları demir zincirlerle bağlar ve masum konuklarını atlara yem ederdi.
Herakles, bu işi yalnız başına yapamayacağını anlayıp, ona aşık olan erkek sevgililerinden Abderus ve birkaç arkadaşından yardım ister.Atları yakalarlar fakat yolda Diomedes’in saldırısına uğrarlar. Herakles, Diomedes ile savaşırken, atların kontrolünü Abderus’a bırakır. Herakles, Diomedes ile uğraştığı sırada kontrolden çıkan atlar, Abderus’u paramparça ederek yerler.
Bunun üzerine sinirlenen Herakles, Kral Diomedes’i öldürüp, onu kendi atlarına yedirir. Karınlarını iyice doyuran hayvanlar ehlileşir. Herakles, sakinleşen atların bu durumu sayesinde kolaylıkla Eurystheus’a götürür.
9- Amazon Kraliçesi Hippolyte’nin Sihirli Kemerinin Getirilmesi
Ares’in Hippolyte’ye armağan ettiği büyülü bir kemer vardı. Herakles’e 9. görev olarak Eurystheus’un kızının istediği üzerine bu kemeri alma görevi verilir. Kemeri almak için Amozonlara Hippolyte’nin yanına gidip konuşur. Herakles’ten etkilenen kadın, Herakles’in kemeri almasına izin verir.Bunun üzerine Hera ortalığı karıştırmak için, Herklesin aslında Amozonlara Hippolyte’yi kaçırmak için geldiği dedikodusunu yayar. Bunu duyan Amozonlar ona saldırırlar. Hippolyte’nin ona ihanet ettiğini zanneden Herakles ise onu öldürür.
10- Geryoneus’un Sürülerini Çalmak
Okeanos Irmağı’nın bir adasında Erytheis Kralı Geryoneus, üç insan gövdesi taşıyan bir devdir. Bu devin, iki başlı köpeği Orthos’un bekçilik yaptığı dillere destan sürüleri vardı.
Heraklaesin bu seferki görevi bu sürüleri Eurystheus’a getirmekti. Herakles Geryoneus’un yanına giderken güneşten o kadar kavrulur ki oklarını güneşe fırlatmaya başlar. Helios (Güneş), Herakles’in bu cesaretinden etkilenir ve ona altın bir sandal hediye eder.
Herkül bu sandalla Okeanos nehrini rahatlıkla geçer. İlk Orthos ile karşılaşır, köpeği zeytin ağacından yapılma bir sopayla öldürür. Sürüsünü kurtarmak için koşarak gelen Geryoneus’u da zehirli okuyla kafasından vurarak öldürür. Dönüş yolunda Herakles’in başına bir çok aksaklıklar daha gelir. En sonunda sürüyü Eurystheus’a teslim eder ve oda sürüyü hera’ya kurban eder.
11- Batı Kızlarının (Hesperid’lerin) Altın Elmaları
Hera, Zeus’la evlenirken Gaia’dan düğün hediyesi olarak bu altın elmaları almıştır. Bu elmalar dört batı kızı ve yüz başlı bir ejder olan Ladon tarafından Atlas dağının en batısındaki bir bahçede korunuyor ve saklanıyordu.
Herakles’in on birinci görevi bu elmaları getirmekti. Ama Herakles bu elmaların nerede olduğunu bilmiyordu. Nereus’tan izleyeceği yeri öğrenip yola koyulur. (Başka bir deyişe göre ise Prometheus’tan öğrenmiştir)
Batı kızlarının bahçesine geldiğinde orada, Dünya sırtında taşıyan Hesperid’lerin babası sayılan Atlasla karşılaşır. Herakles Atlası elmaları getirmesi konusunda ikna eder ama bir şartı vardır o dönene kadar Dünyayı Herakles’in tutmasını ister.
Herakles bunu kabul eder. Atlas elmaları alıp gelir ama Özgürlük onu cezbeder ve Gök kubbeyi yeniden sırtlanmak istemez, elmaları Eurystheus’a kendi götürmeyi teklif eder.
Herkül bu teklifi kabul etmiş gibi görünür, Atlastan bu pozisyonda rahat etmediğini bir destek almak için bir dakikalık tutmasını ister. Atlas Gök Kubbeyi yeniden sırtlanıncada elmaları alıp oradan kaçar. Elmaları alan Eurystheus elmalar ile ne yapacağını bilemeyip onları geri Herakles’e verir, Herakles’te bu elmaları Athena’ya adar. Ahtena da bu elmaları Batı kızlarının bahçesine geri götürür.
12Kerberos’un Ölüler Ülkesinden Çıkarılması
Herakles’in son görevi ise cehennemin üç başlı köpeği Kerberos’u yeryüzüne çıkarmasıdır. Herakles Ölüler ülkesine inip Hades ve karısı Persephone’dan kerberos’u götürmek için izin ister. Hades, Herakles’in teklifini alaycı bir şekilde kabul edip hiçbir silah kullanmamasını şart koşar.
Herkül köpeğe usulca yaklaşır ve kollarıyla boynunu kavrar. Köpek ne kadar kurtulmaya çalışsa da en sonunda teslim olur. Köpeği yeryüzüne çıkararak Eurystheus’a teslim eden Herakles 12. görevi de böylece tamamlamış olur.
Herakles, Eurystheus’un verdiği görevleri bitirdikten sonra Thebai’ye döner fakat Heraklesin maceraları daha bitmemiştir. Eski Karısı Megara’yı arkadaşı İolaos’a verir. Oikhalia kralı Eurystos bir yarışma düzenler, düzenlediği yarışmanın kazananına kızını verecektir.Herkül düzenlenen ok atma yarışını kazanır fakat, kral verdiği sözü tutmaz ve kızı güzel İole’yi Herakles’e vermez. Çünkü Herakles‘in deliliği daha hafızalardan silinmemiştir. Nitekim çok geçmeden Herkül ikinci bir delilik nöbeti geçirir ve Eurytos’un oğlu İphitos’u şehir surlarından atarak öldürür.
Bu suçundan da arınmak ister fakat kimse onu kabul etmez. Yine Delphoi bilicisinin yanına gider fakat oda Herakles’in sorularına cevap vermez. Bu duruma çok sinirlenen Herkül, kutsal sacayağı alıp gider ve bir binicilik merkezi kurmak ister ama Apollon buna karşı çıkar.
Aralarında çıkan kavga Apollon’un yıldırımıyla sona erer. Bilici en sonunda Herkül ile konuşmaya karar verir. Herkül’ün iyileşmesi ve günahlarından arınması için köle olarak satılması gerekmektedir.
Akheloos ve Herakles
Efendisine 3 yıl boyunca hizmet etmesi ve kazandığı bütün parayı İphitos’un ölümüne karşılık olarak Eurytos’a vermesi gerektiğini söyler. Herakles’i köle olarak Lydia Kraliçesi dul Omphale satın alır. İyileşen ve özgürlüğüne kavuşan Herkül Kalydon’a gidip Deianeria ile evlenir. Fakat Irmak Tanrısı Akheloos’da Deianeira’ya aşıktır ve onunla dövüşmek zorunda kalır.
Akheloos, boğa kılığına girip Herakles’e saldırır. Herakles onun bir boynuzunu koparıp yener. Daha sonra karısı Deianeira’yı yanına alarak gider. Güney Teselya’da bir nehir kıyısında at adam Nessos’la karşılaşır. Nehri geçmek için Nessos’un yardımına ihtiyaçları vardır. Neossos, Deianeira’yı karşıya geçirirken ona sahip olmaya çalışır, bunun üzerine Herakles onu zehirli bir okla vurur.
submitted by government_man00 to KGBTR [link] [comments]


2020.09.16 10:07 incelistan44 Düşünsenize çok yakışıklısınız

Ve kızlar size sürekli ilgi gösteriyor. Sürekli mesajlar atıyorlar. Sürekli hediyeler alıp ilgi göstermenizi bekliyorlar. Sürekli dışarda göz tacizine uğruyorsunuz. Sürekli kızların arasında konuşulan konu siz oluyorsunuz . Düşünsene kızlar senin için kavga ediyor. Senin için intihar edecek bile kızlar oluyor. Hayat ne kadar güzel olurdu dimi ? İlkokul mezunu olup sırf tipin sayesinde fabrikada patron olan bir kadını bakışlarınla etkileyip işe alınabilirdin dimi ? Hemde sana daha çok maaş verirdi dimi ? Aynen öyle kardeşim aynen öyle.
Ama işte biz bu yazdıklarımın tam tersini yaşıyoruz . Ne ilgi ne sevgi ne göz tacizine uğradık . Hayalet gibi bişeyim yanımda kız durmuyor duramaz en fazla 1 dakika durur oda ekmek kuyruğunda ..
Hal böyle olurken kimse bana kadın haklarını savun demesin.
Kimse bana kadınlara yardım et demesin.
Kimse bana hayat bir imtihan demesin . Sikerim böyle imtihanı ?
Bir Türkçe sınavına girdiğinde o sınavda ki herkes eşit şartlarda aynı sorulardan imtihan olur.
Ama ben bu hayatta eşitlik ve adalet olduguna inanmıyorum . Ülkenin ekonomisi çok iyide olsa herşey gül gülistan olsa bizim yüzümüze bakıp iğrenen kızlar olduktan sonra ne yapayım ben altımda ki ferrariyi ?
Biz sadece sevilmek değer görmek istedik amk .
Sırf hayatın verdiği iğrenç genler yüzünden bu kadar şanssız olamayız ya
O tanrının anasını sikeyim tabi varsa ..
submitted by incelistan44 to turkincel [link] [comments]


2020.09.14 22:38 government_man00 İskandinav mitolojisi 9 diyar

Asgard: Aesir Tanrıların Diyarı:
Yggdrasil’in en üst bölgesinde yer almaktadır ve burada İskandinav mitolojisinin tanrı ve tanrıçaları yaşamaktadır. Asgard’daki erkek tanrılara Aesir, kadın tanrılara Asynjur denmektedir. Odin, Asgard’ın kralı ve Aesir tanrılarının en üst rütbelisidir. Odin, Frigg ile evlenmiştir ve böylece Frigg Asgard’ın kraliçesi olmuştur. Asgard kapılarının ardında Valhalla bulunur, savaşta ölen tanrılar ve savaşçılar Valhalla’ya girerler.
Vanaheim: Vanir Tanrılarının Diyarı:
Vanaheim Vanir tanrı ve tanrıçalarının diyarıdır. Vanir tanrıları İskandinav tanrılarının en eski kollarından biridir. Vanir tanrı ve tanrıçaları büyü ve büyücülüğün ustalarıdır. Aslında kimse Vanaheim’ın nasıl bir diyar olduğunu ve tam olarak nerede konumlandığını bilmemektedir. Ne zaman ki Aesir ve Vanir tanrılarının savaşı biterse o zaman Asgard’a üç Vanir tanrısının geleceğine inanılmıştır; Bunlar: Njord, Freya ve Freyr’dır.
Alfheim: Elflerin Diyarı:
Alfheim Asgard’ın sağında bulunmaktadır ve adeta bir cennete benzemektedir. Buradaki elfler evrenin en güzel yaratıkları olarak nitelendirilmiştir. Elfler “Koruyucu Melek” olarak anılmıştır. Tanrı Freyr, Alfheim’ın hükümdarıdır. Elfler doğanın ve doğurganlığın ikincil tanrı ve tanrıçalarıdır. İnsanlara bilgelikleri ve büyülü güçleri ile yardım etmişlerdir. Ayrıca müzik ve sanatın da ilham kaynağı olarak bilinmektedirler.
Midgard: İnsanların Diyarı:
Bir diğer adı da Manna-Heim yani insanların evidir. İskandinav mitolojisinde ölümlülerin yaşadığı diyardır. Yggdrasilin gövdesi Midgard’ın tam ortasından geçer. İlk yaratılmış varlık olan dev Aurgelmir‘in bedeninden yapılmıştır. Efsaneye göre tanrılar Aurgelmir’i öldürdükten sonra bedenini evrenin merkezindeki boşluğa attı ve bundan sonra Midgard şekillenmeye başladı. Aurgelmir’in eti karaları, kanı okyanusları, kemikleri dağları, dişleri uçurumları, saçları ağaçları ve beyni bulutları oluşturdu.
Kafatası ise dört cüce; Nordri, Sudri, Austri ve Vestri yani Kuzey, Güney, Doğu ve Batı tarafından tutuldu ve gök kubbe oldu. Güneş, ay ve yıldızlar kafatasından kopan dağınık kıvılcımlardan oluştu. Midgard, Asgard’a Bifrost adında gökkuşağı köprüsü ile bağlıdır. Midgard’ın etrafı geçilemeyen bir okyanus ile çevirlidir ve bu okyanusta Jormungand isimli büyük deniz canavarının yaşadığına inanılır.
Jotunheim: Buzdevlerinin Diyarı:
Jötunheim devlerin dünyasıdır. İki çeşit dev vardır; kaya devleri ile buz devleri. Bu devlerden genel olarak “Jötunn”lar olarak da söz edilir. Jötunheim’dan, Midgard’daki insanları ve Asgard’daki tanrıları tehdit ettiklerine inanılır. Thor ve arkadaşlarını hilelerle kandıran Dağ devi Lordu Utgard Loki ‘nin kalesi dağlık Utgard’da büyük olasılıkla Jotunheimr’dedir. Ragnarok’un yani bu dünyanın yıkılıp yenisinin kurulmasının gerçekleşmesine devler ve tanrılar arasındaki son savaşın neden olacağı düşünülürdü.
Svartalfheim: Karanlık Elfler ve cuceler diyari:
Svartalfheim karanlık elfler ve cüceler diyarıdır. Karanlık elfler güneşten nefret ederler çünkü güneş ile temas ettikleri anda taşa dönüşürler; bu yüzden yer altında yaşamaktadırlar. Karanlık elfler korkunçturlar ve insanlarla acı çektirirler. Pek çok inanışa göre karanlık elfler kabusların asıl sebepleridir. Geceleri uyuyan insanların yanlarına oturarak kulaklarına kötü rüyalar fısıldarlar ve böylece onları avlamış olurlar.
Cücelerin diyarı Nidavellir’de labirentlerden oluşan Svathalfheim da bulunur bu yeraltı madenci ve demirciler kompleksi olarak düşünebileceğimiz Nidavellir’de cüceler ustalık becerilerini güçlendirmiştir. Tüm tanrıların kutsal eşyalarını onlar yapmışlardır. Thor’un çekici Mjöllnir ve Odin’in mızrağı Gungnir’i bunlardan en bilinenleridir.
Niffheim: Sisler Diyarı:
Soğuk, karanlık ve gizemli ölüler diyarıdır. Tanrıça Hel tarafından yönetilir. Bazı kaynaklara göre dokuz diyarın sonuncusudur. Birkaç bölümden oluşur, bu bölümlerden biride Náströnd’dur. Diyarın kuzeyinde bir kale bulunmaktadır, bu kale suçlular için yılan zehri ile doludur, burda işkence görürler ve ejderha Nidhogg kanlarını emer. Niflheim öldükten sonra sadece kötü insanların geldiği yerdir. (Savaşta ölen savaşçılar Valhalla’ya gider) Kuzeyde bulunan bu diyar güneydeki Muspelheim’ın tam tersidir. Yggdrasill’in köklerinin birinde bulunan Niflheim, pek çok nehrin bulunduğu Hvergelmir’i de içinde bulundurur. İskandinav yaratılış hikayesinde başlangıçta bulunun büyük boşluk olan Ginnungagap’ın kuzeyinde bulunan sisli bölge daha sonradan Niflheim olmuştur.
Helheim: Ölüler Diyarı:
Loki ve Angrboda’nın kızı olan Hel ölüler diyarının kraliçesidir. Bazı kaynaklarda Yunan mitolojisinde Cerberus gibi Helheim’a da bir köpeğin bekçilik yaptığı söylenir. Helheim genel olarak pek tanımlanmamakla birlikte tanımlandığı zamanda pozitif olarak anlatılmıştır, insanların ölümden sonra yaşadıkları pozitif bir yer olarak tasvir edilmiştir. Hel’e gelen insanlar Viking döneminde insanların yaptığı yeme, içme, dövüşme vs gibi aktiviteleri yapmaya devam eder. Ölümden sonraki hayat ve diyar sonsuz bir kutsama yada işkence değildir sadece normalde yaptıklarını başka bir diyarda yapmaya devam etmeleridir. Savaşta ölen insanlar Odin’in yanına Valhalla’ya giderken, yaşlılıktan yada hastalıktan ölenler ise Helheim’a gitmektedir
submitted by government_man00 to KGBTR [link] [comments]


2020.09.14 16:45 alwaysiesta feromon denen şey zırvalık mı?

kadın ve erkek arasında kimyasal bir iletişim aracı. evet, en basit hâliyle karşı cinsle etkileşimi sağlayan kokusuz olan bir koku; burun tarafından algılanan kimyasal bir madde.
feromon, bazı insanlara aşık olurken diğerlerine olamamızın nedeni olarak gösterilir. peki, onları diğerlerinden ayıran nedir? neden diğerlerine hiçbir şey hissetmezken aşık olduğumuz insan, gözümüzde tanrılara kafa tutan kuvvetli bir varlığa dönüşür?
benzer fiziksel özelliklere sahip iki kişiden birine aşık olabilirken bir başkasına sadece sevgi, çekim veya ilgi duyuyoruz. birlikte olduğumuz insanları fiziksel özelliklerine, statülerine, meziyetlerine göre sıralasak bile, duyduğumuz aşk hissinin orantılı olduğunu söyleyebilir miyiz? söyleyemeyiz genelde. en zor kimi unuttuğumuza baktığımızda bile, tutarsız bir tablo çıkar ortaya.
feromonların aşk üzerindeki etkisi artık az çok biliniyor. bazen sadece bu bile, bizi aşk denen yoğun hisse götürüyor; koku duyusu ile algılayamadığımız ya da algıladığımızın farkında olmadığımız kimyasal mesajlar (ismini hatırlayamadığım bir filmde, uzaydan gelen bir yaşam formu güzel bir kadın formuna girip bir erkekle yakınlaşıyordu. erkeğin şeker hastası olduğunu hissettiğinde onunla çiftleşmekten vazgeçiyordu)... fakat feromonları algılama biçimimiz bir yana, onu yorumlama biçimimiz aşkın asıl kaynağıdır. başka türlü olsaydı, sadece güzellikte zirve kadın ve erkeklere âşık olurduk. dış görünüşüne âşık olduğumuz insanlarla biraz vakit geçirince neyin değiştiğini düşünmek gerekiyor. veya nasıl oluyor da yüzeysel tanıdığımız kişilere âşık olabiliyoruz. bazen yazılar üzerinden bile birine aşk duyabiliyoruz. sapyoseksüel birinin hissettiği aşkın, kafanın içindeki sinaps sayısını feromonlarla algılayıp öyle âşık olduğunu iddia edebilir miyiz?
aşk, insanın kozmik odası kodlanmış, tanımlanmıştır. oraya bilinç bile giremez. oraya mantık da, duygukar da, güven hissi de giremez. emek o kapıyı açamaz. kozmik odada, algılanan dünya, bizim kendimizi sandığımız şey (bazen bilinçaltı insanı bilinçten daha iyi tanır) ve kendimizi bir yaşam parçası olarak daha ileri atmak için ihtiyaç duyduğumuz beden ve ruh. işte kozmik odanın kodları, gelen verileri izlediğinde (feromonlar, bilinç ve diğer şeyler) “casus belli”yi algıladığı anda aşk başlayabiliyor. ve insan ilkellikten ne kadar uzaklaşırsa aşk anlayışı da aynı şekilde değişim, gelişim gösteriyor.
çünkü aşk, bilincimize iletilebilmiş verilerin değerlendirilmesinden ve bunun sonuçlarını fark etmekten öte, bir bütün olarak algılar ve idrak dahilinde olanlar ve olmayanların, akıl ile birlikte, insanın kendi varlığında bihaber olduğu, bazen de hükmedemediği yönleri tarafından yorumlanmasını tüm hallerde yaşamaktır. bu açıdan bakınca aşkın bilgisini ne vakıf olmaktan ziyade onu deneyimlemenin daha değerli olduğu kanısına da varmak mümkündür. burada düşündürücü olan aşkın yaşattığı haller içinde bulunan insanın bilgisinin ne olduğu, sınırlarının nerede çizildiği gibi sorular ile birlikte deneyimin aslında aşkın paylaşımında mı? yoksa onun çıkardığı yolda mı? olduğu gibi sorulardır.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.09.14 14:57 karanotlar Cahil cesaretinden korkulmalıdır…

Aydın Engin
Şu Koronavirüs bütün dünyayı tutsak edeli beri "cahil cesareti"nin ne olduğunu daha iyi kavradım. Ondan sahiden korkulması gerektiğini de…
Başlıktaki öğüdü küçükken babamdan duydum. O yaşta anlamlandıramazdım. Ama büyüdükçe bilgece bir deyiş olduğunun bilincine vardım.
Gel gör ki sık sık kuşkuya da düştüm.
Sözgelimi cesaret gösteren biri bunu cahilliğinden mi yapıyor yoksa sahiden cesur ve yapılması gerekeni mi yapıyor?
Ya da tersi bu cesaret gösterisini yapan kişi cahil mi değil mi? Lise, üniversite diploması kişiyi cahillikten kurtarıyor mu?
Şu Koronavirüs bütün dünyayı tutsak edeli beri "cahil cesareti"nin ne olduğunu daha iyi kavradım. Ondan sahiden korkulması gerektiğini de…
Habercilik mesleğinde epey acemi bir delikanlıyı eline bir mikrofon tutuşturup bir kameraman eşliğinde sokağa salmışlar. "Sokak röportajı" denen bazan ilginç de olabilen ama özünde mesleğin en ucuz ve anlamsız bir dalında at koşturacak.
Soruyor:
Haydi buyrun… Haberci ister istemez şansını zorluyor:
Karşısındaki cümleyi tamamlatmıyor.
Herif pervasızca omuz silkip sırıtıyor:
Bu adam cahil değilse nedir?
Peki, bu adam cesur mudur, salak mı?
Bu kez haberci genç bir kadın. Bir AVM girişinde karşıdan gelen, kendi gibi genç kadına mikrofon uzatıyor.
Kadın keyifle mikrofonun önüne, kameranın karşısına dikiliyor.
  • Maske takmamışsınız…
  • Evv’vet.
  • Neden?
  • Sey… Baende güzel durmuyor maske. ( "Sey" ve "Baende" dizgi hatası değil. Genç kadın böyle konuşuyor. Ş’ler S oluyor, "ben" de "baen".)
  • Yani maskesiz AVM’ye geldiniz?
  • Evv’vet (Bu da dizgi hatası değil. Böyle konuşuyor) Boynır’da kendime bir şeyler bakacağım. (Biliyorsunuz değil mi ? Boyner yazılır, boynır okunur.)
  • Korkmuyor musunuz peki? Virüs size bulaşır, siz başkalarına bulaştırırsınız…
Yanıt veriyor haspam:
  • Niye korkayım?.. Ben temizim.
Bu genç kadın cahil değilse nedir?
Peki, bu genç kadın cesur mudur, salak mı?
Bu bir sokak röportajı değil. Kendini komünist olarak tanımlamış, zevzek bir keskin solcu Facebook'ta döktürmüş:
  • Yaratılan panik havasını doğru analiz etmek lazım. Bunun emperyalist merkezlerde ve bilhassa küresel kapitalizminin ilaç fabrikalarında tasarlanmış bir komplo olduğu açık. Önce aşıyı ürettiler. Sonra mikrobu yaydılar. Şimdi yeterince yaygınlaşınca aşıyı istedikleri fiyata pazarlayacaklar.
Kendimi tutamayıp "Ulan yeterince yaygınlaştı. Ölümler milyonla ölçülüyor. Söyle senin şu küresel kapitalistlerine artık pazara çıkarsınlar aşıları" diyeceğim ama böylelerinin zaten Facebook'ta ciddiye alınsın da, hemen cevap versin de kendini boş oturmamış, kitleleri uyarmış hissetsin diye hazır beklediğini düşündüm ve okuyup not etmekle yetindim.
Peki, bu klavye şövalyesi cahil değilse nedir?
(Dikkat ettiyseniz "cesur mu" diye sormadım. İnternette böyle zırvalar döktürmek için cesarete ihtiyaç yok. Cahil ya da diplomalı cahil olmak yetiyor.)
Şu grafiğe iyi bakın. Öyle amatör bir elden filan çıkmamış. Acemi bir elden de çıkmamış.
Açık açık ve Türkçe "Maske takma" diyor…
Benzerlerini pankart ya da afiş olarak Berlin’de maske zorunluğuna karşı düzenlenen bir yürüyüşte neonazilerin, dazlakların ellerinde gördüm. Amerika’da, Brezilya’da, İspanya’da, Fransa’da, Hindistan’da, Norveç’te, İngiltere’de Korona önlemlerine karşı düzenlenen protesto mitinglerde, yürüyüşlerde gördüm.
Ezici çoğunluğu ırkçı, aşırı milliyetçi, faşizan, örgütlü ve örgütsüz kalabalıklar.
Okuduklarınızın hepsini siz de biliyorsunuz. Bildiğinizi ben de biliyorum. Yine de yazdım.
Bugünkü yazı aslında bir cevap. Birkaç hafta önce bu konuda yazılmış bir Tırmık’ın altına "Yetmez ama evetçi Aydın, sen de bindin bu kayığa demek. Bizi de bu yalan kayığına bindirmeye çalışıyorsun. Yemezler" diye yazan, 1980 kışında Davutpaşa Askeri Hapishanesi'nde aynı koğuşta yattığımızı da belirten bir "cahil ve cesur"a verilen bir cevap.
İki gün önce Twitter’in DM denilen kanalından bir mesaj yolladı. Virgülüne bile dokunmadan aktarıyorum.
  • Aydın ağbi, Feysde yazdıklarım tabiki şakaydı. Ağbi, ablam korona oldu. Ama ilgilenecek doktor ve hastane bulamıyoruz. Senin etrafın geniştir. Yardımcı olmanı rica etsem… Çok acil ağbi…
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.13 00:06 ArnoldCivardanegezer Dış görünüşünüzün arkanızdan ağlayanlara etkisi olur mu ?

Dış görünüşünüzün arkanızdan ağlayanlara etkisi olur mu ?
Fakirlik ve dış görünüşün sebep olduğu bir intihar.
20 yaşında üni öğrencisi.
Bu kız 4 Ocak 2020'de intihar etti. 7 çocuklu gariban bir ailenin kızıydı, twitlerinde daima parasızlıktan yakınıyor,erkek arkadaşlarından bahsediyordu ve yeni yıl dileği olarak iş bulmayı diliyordu.
https://preview.redd.it/7jjqzvvfdsm51.jpg?width=639&format=pjpg&auto=webp&s=c7e5248befd4a3d6939950a55bca34e3b18eef67

https://preview.redd.it/s3txxd6hdsm51.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=d76627d4fc57933b760f4581f349b2f893c8d6ca
Muhtemelen 20 yaşına kadar tipiyle ilgili eleştirilere alışmışsa da bi yerden sonra devamlı insan içinde olmak zorunda olup bu tür tepkilerle karşılaşmak dayanılmaz bir psikolojik tahribata yol açar. Burada da meydana gelen durum bu; parasızlık ve ondan daha kötüsü dış görünüşün sosyal yaşama yıkıcı etkisi nihayetinde intiharla sonuçlandı.
Her 'kadın cinayeti' denilen kadınların bilinçli seçimleri sonucu gerçekleşen cinayetlerde duyar kasanlar bu kız için iki gün tweet atmaktan başka bir şey yapmadılar. Üniversite gençliği eylem falan yaptı o da kızı önemsediklerinden değil ha solcu,devrimci hdp'li olduğu için :) Chad sevgilisi tarafından öldürülüp ''vah güzel kızmış yazık olmuş'' denilenler kadar paylaşılmadı.
Hepimiz biliyoruz ki güzel bir kız olsaydı fakir bir aileden geliyor olmasına rağmen birçok arkadaşı olacak, okulda veya girdiği her ortamda ilgi odağı olacak belki de zengin biriyle birlikte olacaktı.
Bu arada bu post kesinlikle femcel diye bir saçmalığa kanıt olsun diye yazılmamıştır, femcel diye bir saçmalık yoktur, bu kızın karşı cinsle etkileşimi vardı.
Tip her şeydir.Sadece karşı cinsle ilişkilerde değil, sosyal hayatta dahi beauty is good stereotype hakimdir.bkz: Dış görünüş sizi hapis cezasından kurtarır mı ? Doğduğumuz gün aslında nasıl bir hayata sahip olacağımız az çok bellidir, genetik şans bizi nasıl bir yaşamın beklediğinden, nasıl öleceğimize kadar öngörebilir. Yüz simetrinizin düzgünlüğüyle intihar ettiğinizde arkanızdan ağlayacak kişi sayısı arasında doğrusal bir korelasyon vardır.
submitted by ArnoldCivardanegezer to turkincel [link] [comments]


2020.09.11 14:41 vienfit Sportif Şıklığın Vazgeçilmezi Kadın Tayt Modelleri

Çağımızın en rahat alt giyim ürünlerinden olan taytlar her ne kadar spor amaçlı kullanılsa da artık farklı alanlara da kaymış durumda. Taytın esnek yapısı, farklı kumaşlardan üretilebilir olması ve her alanda kullanılabilmesi onu kadınlar tarafından en çok tercih edilen giyim ürünlerinden biri haline getirmektedir. Farklı tasarımı ve esnek yapısı ile dikkat çekici kadın tayt modellerine sahip olan Vienfit, her kadına aradığı rahatlığı ve şıklığı vadediyor.

Vienfit ile Sportif Şıklık

Taytların daha çok spor için kullanıldığını belirtmiştik. Spor yaparken rahatsız kıyafetlerin dikkat dağıtması veya hareket kabiliyetini kısıtlaması kadınlar için neredeyse bir kabustur. Aktif bir spor hayatı olan kadınlar için rahat hareket edebilecekleri kıyafetler çok önemlidir. Rahatlığın yanında bir o kadar önemli olan da şıklıktır. Vienfit’in farklı koleksiyonlar ile bir araya getirdiği spor tayt modelleri gerek toparlayıcı yapısı gerek esnek kumaşları ile tüm sportif faaliyetlerde üst düzey performans sergilenmesi için tasarlanmıştır. Geniş renk skalası ile her kadına hitap eden parçaları içinde barındıran koleksiyonlar oldukça dikkat çekicidir.

Birkaç Beden Daha Küçük

Taytların kadınlar tarafından en çok tercih edilmesini sağlayan özelliklerinden biri de toparlayıcı etkiye sahip olmasıdır. Birkaç beden ince gösteren taytlar, yüksek bel oluşlarıyla da tam bir kavrama sağlarlar. Bu sayede 3 cm kadar bir incelme sağlayabilirler. Vienfit’in push up özellikli taytları ile artık daha ince görünmek mümkün. Hem esnek hem de toparlayıcı yapısı ile dikkat çeken bu ürünler sıkı bir görünüm elde etmeyi kolaylaştırıyor. Kalça, bacak ve göbek bölgesinde toparlanma sağlayan push up taytlar her kadının gardırobunda mutlaka bulunması gereken parçalardan biri.

Vienfit ile Her Yerde Fit

Bu zamana kadar taytlara hep gündelik kıyafetler veya spor kıyafetleri olarak bakıldı. Ancak Vienfit bu durumu değiştirmeye geliyor. Geniş koleksiyonu sayesinde ister iş ister okul ister spor kıyafeti olarak kadınları her an güzel gösterecek taytları içinde barındırıyor. Parlak renkleri ile dikkat çekici bir kombin, esnek yapısıyla harika birer spor kıyafeti olabilirler. Vienfit tayt modelleri ile aranılan şıklık her zaman kadınların yanında.
Taytlar günümüzde kadınların vazgeçilmez parçaları haline gelmiş bulunmakta. Her ihtiyaca cevap veren parçaların elbette ki bu kadar fazla tutulması yadsınamayacak bir gerçek. Vienfit’in kadın tayt modelleri sayesinde taytlar artık gündelik hayattan çıkıp kadınların yanında her zaman yer alan harika parçalardan biri. Detaylı bilgi için https://www.vienfit.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by vienfit to u/vienfit [link] [comments]


2020.09.11 02:16 wardenmechanics bu saç stilinin adı ne, ayrıca çok güzel kadın ya 10/10

bu saç stilinin adı ne, ayrıca çok güzel kadın ya 10/10 submitted by wardenmechanics to KGBTR [link] [comments]


2020.09.09 12:17 Cathessis Herr Mannelig

Herr Mannelig (ya da Herr Mannerlig), Orta Çağ'da dişi bir dağ trolünün bir şövalyeye evlilik teklif etmesini konu alan İsveç baladı.
Anakronizm'le ilgili olan bu tarihi parça, Orta Çağ balad özelliği taşıyan bir parçadır. Parça, İsveç'te yaklaşık 200-250 yıl önce konuşulan konuları ve ülkenin kültürüne dair çeşitli renkleri içerisinde barındırmaktadır. Bu yıllarda yaşadışı ifade edilen troller aslına bakılırsa İskandinav mitlerinin önemli bir parçasıdır. İnsansı yaratıklar olarak büyük korkunç olarak tabir edilirler, insanları kaçırıp dağlara hapsettikleri söylenir.
Bir dişi dağ trolü, bir şövalye olan Bay Mannelig'e (İsveççe: Herr Mannelig) evlenme teklif eder. Bunun karşılığında ona hediyeler, güzel bir yaşam ve adanmışlık teklif eder. Eğer Bay Mannelig teklifi kabul ederse de trol insana dönüşecektir. Ancak Bay Mannelig, trolü Hristiyan olmadığı gerekçesiyle reddeder. Aşkı karşılıksız kalan trol yaşadığı evine kapanır ve ağlar. Onun ağlamasıyla dağlar sarsılır, ağaçlardaki kuşlar trolün yanına gelir ve onunla birlikte ağlamaya başlarlar, fakat trolün gözyaşlarını kimse dindiremez.
📷
https://youtu.be/Cy44ocuoWhE
📷
Garmarna - Herr Mannelig, İsveççe
📷
https://youtu.be/u1held3PDOE
📷
Haggard - Herr Mannelig, İtalyanca

Şafaktaydı, güneşin yükselmesinden önce,
Ve kuşlar şarkılarını söylüyorlardı,
Bir trol kadını yanlış bir dil ve aldatıcı bir sesle,
Teklif etti bir beyefendiye.

Herr Mannelig Herr Mannelig, benimle evlenir misin?
Sana vereceğim tüm şeyler için.
Eğer istiyorsan sadece evet veya hayır de,
Yapacak mısın yoksa yapmayacak mısın?

On iki değirmen vereceğim sana,
Tillö ve Ternö arasında.
Taşları en kırmızı bakırdan yapılmış,
Ve çarkları gümüşle doldurulmuş.

Bir kılıç vereceğim sana,
Halkaları on beş altın yüzükten.
Ve benim istediğim gibi savaşacaksın,
Kazanmak için,savaş meydanında.

Çok yeni bir gömlek vereceğim sana
Yıpranmamışı,en iyisi.
Dikilmemiş iğne veya tahtayla,
Ama beyaz ipekten tığ işi.

Eğer hıristiyan bir kadın olsaydın,
Hediyelerini memnuniyetle kabul ederdim.
Ama biliyorum ki sen en kötü trollsün,
Sen en kötü ruhun çocuğusun.

Dağ trolü kapıdan dışarı koştu,
Titriyor ve inliyordu.
Yakışıklı bir genç adama sahiptim dedi,
Ve o bana azap verdi.

Herr Mannelig Herr Mannelig, benimle evlenir misin?
Sana vereceğim tüm şeyler için.
Eğer istiyorsan sadece evet veya hayır de,
Yapacak mısın yoksa yapmayacak mısın?
submitted by Cathessis to KGBTR [link] [comments]


2020.09.07 22:19 alwaysiesta sevgi yanılgısı

sevgi ne ak47 bu kadar beta olmayın sevgi diye bir şey yok atın kafanızdan onu, o kavram 15 yaşında lise 1 de iken gözlerinin yeşilini özledim dinleyip, müslüm ile kendimizi jiletleyip kırmızı tuborg içtiğimiz zamanlarda undertaker tarafından gömüldü. SİKENİ SEVERLER, SEVENİ SİKERLER anonlar hala gördüğüm kadarıyla sevgi denen simülasyonun yanılgısında olan kişiler görüyorum. sevgi denen şey sadece chadlere özel bir kavramdır. beta, tipsiz, manlet, sıska erkeği süründürür acilen bu triplerden çıkıp eskort olsa bile deneyim kazanmak lazım ki ilerleyen yaşlarda zor bela kazanılan bir ilişkide olay zor bela seks yapmaya gelirse tökezleyip o 300 bin km kadını da kaybetmeyin. zamanında o salaklığa bende çok düştüm bana artık mal mısın diyorlardı. -ama anon sefiyorum_faec, o anlayacak eninde sonunda bu sevgimi. diye gezerdim ama o kız onu aldatan eski sevgilisini her gün düşünür sonra gidip onu affedip altında inlerdi o yüzden bu yıkıklık felsefesini acilen bırakmanız lazım olmuyorsa olmasın hiç taviz vermeyin. bu dünyada bir şeyi ne kadar yanlış yaparsan o kadar seviliyorsun. ilgimi göstermiyorsun o zaman severler. düzgün efendi değil misin o zaman severler. karşında ki insanı yeri geldiğinde eziyor musun o zaman severler. bir kız için ölüp bitersin, hep onu düşünürsün, her fırsatta dile getirirsin, hediye alırsın vsvsvs bir sürü detay ama o birini sevse onun için ölse bile sikseler gidip söylemez sevginin saf halini sadece erkekler yaşar kadınlara özgü bir şey değil hele ki bir tanınmışlık seviyesine geliyorlar ise resmen robota bağlıyorlar. açın instabok'u konum yerine yazın istanbul'un bir yeri mesela sarıyer yemin ediyorum ki 100 tane etiket varsa 90 tanesi kadın ve hepsi boğazın önünde fotoğraf çekilmiş kıyafetlerine kadar aynıdır. beşiktaş'a alın konumu 1000 fotoğraf varsa 900 tanesi led ışık önünde aynı pozu vermiş kadın fotoğrafı vardır. artık seviye şu noktada en güzel fotoğrafı intabok'a kim yükleyecek hatta artık cinsellik bile geçirmiyorlar kafalarından unuttular o işi.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.09.07 06:58 rohunder Böyle simülasyonun ta amına koyayım.

Sıkıldım bu Life Simulation oyunundan. 30 yıldır oynuyorum, 30 level oldum. Grafikler efsane ama oyunun hikayesi bok gibi. Sadece simülasyon içerisindeki hayvan diye adlandırılan canlı grupları, kadın adı verilen NPC'ler (bazıları yarrak adını verdiğim, karakterin fiziksel organına benziyor) ve simülasyon içindeki mini oyunlar eğlenceli. Bazen istediğin zaman simülasyonun arka planında müzik denilen senkronize ve sistematik sesleri aktif edip dinleyebiliyorsun. Bu seslerin bazıları da simülasyon hikayesinde efsane sayılan ses türlerinden. Simülasyonun başka güzel bir yanı yok. Şu an 30. Seviyedeyim ve diğer tüm NPC karakterleriyle birlikte şu an canlandırdığım karakterin de etkilenebileceği salgın hastalık tehlikesi var. Muhtemelen 30. Seviyeye özel bir Quest. Simülasyonda DLC yok. Upgrade yok. Hotfix bile yok. Dümdüz simülasyon. Ama her simülasyon yılında, bir adet downgrade geliyor NPC'lere. İyice mala bağladılar. Ne yaptıkları ya da ne yapacakları belli değil. Simülasyon içindeki NPC'ler, başka NPC'lerin simülasyon içerisindeki DLC'lere ulaşabilecek kadar şanslı olduğunu söyleyerek psikolojik bozukluğa neden oluyor. Aslında bu da hikayenin bir parçası.
Simülasyonun genel özelliklerine bakalım. Muhteşem grafiklerle birlikte herhangi bir bug ya da glitch yok. Belki de gerçek dünyadakinden farklı fizik motoru işleniyor olabilir; bug'ları ve glitch'leri bu yüzden fark edemiyor olabilirim ama şu an simülasyon içerisinden simülasyonu eleştirdiğim için herhangi bir kıyas yapamıyorum. Sadece grafiğe kasmış, simülasyonu kim oluşturmuşsa.
Canlandırdığım karakterin Race kısmına gelecek olursak, hikaye gereği insan türlerinin eskiden kurdukları Roma İmparatorluğu'ndan İstanbul bölgesinde çok az kalan Rumlarının, Avrupa'dan eskiden var olmuş Osmanlı Devleti'ne göç etmiş Aşkenaz Yahudilerinin ve Kırım'dan yine Osmanlı Devleti'ne göç etmiş Tatar Türklerinin melezlerinden birisi. Bu topluluklar birbirlerini nasıl buldu da bu karakteri oluşturdu hiçbir fikrim yok (çünkü hikaye boktan). Karakterin sağ kolunda yanık izi ve sırtında dövmesi var. Uzun saçları ve kızıl sakalları var. Bir çok kez Quest'leri fail yapmama rağmen gece gündüz kasa kasa zar zor İç Mimar olabildim. Follower olarak Chow Chow köpeği ve Sultan Papağanı düştü envantere. Canlandırdığım karakterin içinde bulunduğu ülke ise yıkılmak üzere, ama NPC'ler downgrade'lerle mala bağladığı için farkında değiller. Keşke çift zıplama ve uçma olsa da canlandırdığım karakterin yaşadığı ülkenin yöneticilerini havada sikebilsem. Ama işte dediğim gibi dümdüz simülasyon. Yönetici seviyesine erişim yetkim yok. Bildiğin VIP odası orası. NPC'lerin VIP odasında ne işi var bilmiyorum. Hikaye çok boktan.
Şimdi de karakterin yetenek ağacına bakalım:
Strength için Rage özelliğini kastım. Herhangi bir Boss savaşında Rage özelliğini aktif edince bulabildiğim herhangi bir eşya ile saldırıya geçebiliyorum. Bunu biraz da simülasyon içerisinde yer alan mini oyunlardan biri olan Borderlands 2 mini oyununun Psycho karakterine benzetiyorum. Bıçak kullanma yeteneğine kastım biraz. O da One Hand yeteneğiyle bağlantılı. O yüzden bıçak koleksiyonu yaptım. Onun dışında Health ve Stamina kısmı diğer NPC'lerle aynı. Sadece yanıklardan dolayı gerçekleşen ameliyatların vermiş olduğu Physical Strength ve Immunity yeteneği var. Bunlar muhtemelen karakterin pasif yetenekleri.
Perception yeteneğini oldukça kastım. Görme yetisi düşük olduğu için sese duyarlılığa ve koku alma yeteneğine abandım. Tehlikeyi sezebilme ve önceden olabilecek olasılıkları analiz edebilme özelliğini kullanıyorum.
Endurance yeteneği ise diğer NPC'lerle neredeyse aynı. Sadece psikolojik dayanıklılık adı verilen özelliği çok kastım. Çünkü hikaye gereği içinde bulunduğum tarih, fiziksel dayanıklılık gerektirmiyor. O yüzden psikolojik dayanıklılığın önemli olabileceğini düşündüm.
Charisma skillini ise karşı cins adı verilen NPC'lere karşı çok iyi uygulayabiliyorum; ama ilk başlarda çok zordu Charisma'yı kasmak. Aynı cinsiyetteki NPC'leri de Perception ile Intelligence'ı kullanarak manipüle edebiliyorum. Yani karşıma bir düşman çıktığında önce ona psikolojik manipüle uyguluyorum. Sonra olası yüzdesi yüksekse Charisma skilliyle dosta çeviriyorum. Eğer levelim yetmez de dost olmazsa bu sefer Rage devreye giriyor.
Intelligence kasmak için de bir sürü kitap okudum. Onlarla bayağı skill point kastım. Simülasyonun ilk zamanlarında bilim adı verilen teknik işlerle çok uğraştım. Simülasyonda deney adı verilen ilginç işlere giriştim. Bazılarında elektrik çarptı. Bazılarında kimyasal zehirlenme yaşadım. Yine de her birinde Health ve Stamina düzeldiğinde çok fazla Exp geldi. Sonra uygulamalı bilim yerine teorik bilimle ilgilendim. Simülasyonda teorik fizik deniliyor buna. Simülasyonun işleyişini öğreniyorsun. Bir de matematik kısmı var bu işin. Simülasyondaki en yüksek matematik seviyesi, muhtemelen gerçek dünyadaki matematik seviyesinden (tabi gerçek dünyadakine matematik deniliyorsa) oldukça düşük seviyede olduğunu tahmin ediyorum. Tabi bu matematik olayı da karakterin Intelligence seviyesine bağlı. O yüzden çok kasmam gerekti. Yine de canlandırdığım karakter görsel yeteneğe sahip ve hikaye gereği boktan bir hayatı olduğu için çok fazla geliştiremedim. Yine de Diferansiyel Denklemler ve Lineer Cebir seviyesini görebildim. Bu skill içinde ayrıca felsefe kısmı var ki orası bayağı zamanımı aldı. Onu da çok fazla kasmadan optimum düzeyde tutmaya çalışıyorum. Ayrıca simülasyon içinde ekonomi yapısı var ki bu da karakterin Intelligence seviyesine bağlı. Intelligence'i çok kastığım için, ekonomik sıkıntılarda tasarruf modunu kullandım. Bayağı faydalı oldu yani. Hikayenin geçmişindeki ekonomik sıkıntı questlerini de Endurance skilliyle geçebildim. Yani sadece Intelligence yetmiyor. Neredeyse hepsini kullanabilmek gerekiyor.
Agility ise ortalama düzeyde ancak Agility'yi Rage'e bağlı kullanabiliyorum. Yani Rage aktif olunca Agility fullleniyor. Agility'ye bağlı olarak da ses ve koku hassaslığını arttırdım. Ancak karakter, normal şartlar altında oldukça sakin bir yapıda. Karakterin hikaye amacı ise tamamen huzuru bulabilmek.
Luck, başlı başına yarrak gibi. Bundan bahsetmeye gerek yok. Diğer yetenekler olmasa, karakterin karşısına çıkan herhangi bir engel asla aşılamaz.
Bunların dışında karakterde doğuştan gelen yetenekler şunlar: physical resistance, resim yeteneği, kulak hassaslığından dolayı gelişen müzik yeteneği (hikayenin boktanlığı yüzünden diğer NPC'lerin aksine sadece gitar yeteneğini biraz kasabildim, o da Apprentice seviyesinde kaldı. Belki ilerleyen zamanlarda onu da geliştirebilirim), temel Perception yeteneği artısından dolayı Intelligence'ı her kastığımda oluşan teknik önseziler, fotografik hafıza, görme bozukluğuna rağmen silah kullanımında yüksek isabet oranı: 87/100, soğukkanlılık ve Stealth (sessiz yürüyebilme, kalabalık içerisinde kaybolabilme).
Sonuç olarak karakteri 30 yılda ancak bu kadar geliştirebildim. Çünkü simülasyonun hikayesi öylesine boktan ki bir tarafı geliştirmek istesen diğer taraf boka sarıyor. Simülasyon bittikten sonra gözlerimi açarsam bu simülasyonu yaratan kişiyi (insan türü gerçekse eğer) bulup bacağımı (bacağım varsa) önce anasına (anası varsa), sonra göt deliğine (göt deliği varsa) sokacağım. Şayet göt deliği ve anası yoksa illa bir tarafına sokacak bir şeyler bulurum. Eğer bu simülasyona kendim sırf zevk için girdiysem önce kendi zevkime sonra da kendi göt deliğime bacağımı sokacağım.
Çıkarın lan beni bu simülasyondan!
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]


2020.09.04 14:23 dedmoroza18 eşek ile k*rt hikayesi

günlerden bir gün, bir k#rt dünyayı gezmeye karar verir. pılını pırtını toplar ve eşeğine atlar, yola koyulur. bu k#rt çok azgın bir k#rttür. dağda taşta ağaçta kovukta sikilmedik yer bırakmazmış. yoldayken fena bi şekilde azmış. tam da çölün ortasındaymış. bakmış etrafa, sikecek hiçbir şey yok. bi bakmış altında eşek. hah demiş, ben şunu bir sikeyim. durdurmuş eşeği inmiş, geçmiş arkasına hayvanın. tam dalgayı yola getirirken eşek bir dönüp bakmış. kocaman kara gözleriyle melül melül yapma lütfen dercesine k#rde bakıyormuş. k#rt çok üzülmüş bu duruma ve neyse deyip toplanıp yola devam etmiş. kısa süre sonra tekrar hallenen k#rt, yapacak bir şey bulamayınca eşeğe sulanmış. tekrar inmiş, eşeğin arkasına geçmiş derken eşek bu sefer ağlamaya başlamış ve hayvan çektiği kahırdan üzüntüden dolayı dile gelmiş ve k#rde, lütfen yapma, allah rızası için dur, yalvarırım sana lütfen bin de gidelim, diye yakarmış. bu duruma çok üzülen k#rt peki diyerekten eşeğe binmiş ve yola devam etmişler. aradan biraz daha zaman geçmiş. k#rt bir vahaya rastlamış ve çok şükür demiş. eşeğiyle beraber vahaya doğru yaklaşmışlar. tam su içmek için eğilirken k#rt, vahada boğulan bir kadının çırpınışlarını duymuş. şaşkınlıkla vahaya atlayan k#rt, kadını sağ salim boğulmaktan kurtarmış. kadın da harbi kadın gibi kadınmış, güzel göğüsleri, dolgun bir kalçası ve prensesler gibi güzel bir yüzü varmış. kadın k#rde minnettar bir şekilde, size çok teşekkür ederim, hayatımı kurtardınız, dileyin benden ne dilerseniz, isterseniz hanımınız bile olurum demiş. bunu duyan k#rt mutluluktan uçarcasına, ah çok şükür, yahu beni o kadar mesut ettin ki, be bacı kardeşim, şu eşeğin başını tutta bir sikivereyim, demiş.
submitted by dedmoroza18 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.29 11:24 Saadettin_Excalibur 1919 yılında Ahmet Haşim'in Anadolu'nun içler acısı halini anlattığı mektup

sevgili refik,
ihtimal sana fazla yazıyorum. fakat ben bundan memnunum. bulunduğum noktalardan sana doğru uçurduğum bu mektuplarla pervaz-ı evraktan oluşmuş ve bütün mesafeler boyunca sürekli maddi ve manevi bir bağ ile kendimi sana bağlı tutmak istiyorum. iletişimimizin bu gidişatı seni bunaltıyor mu? geçen mektubumu niğde’den yazmış ve o mektubu gönderdikten sonra sancağın bütün kazalarını teftişe çıkmıştım. yirmi gün süren ve nice bağ ve bahçe safalarına rağmen ruhumda hiçbir hakikî lezzetin hatırasını bırakmayan bu devrenin sonunda bu ikinci mektubu gene niğde’den yazıyorum. gördüğüm anadolu hakkında bilmem sana ne yazayım?
öncelikle bu bölgede kimler yaşıyor? görülen harabelerin yapıcısı hangi cins yaratıktır? bunu, köy ve kasaba diye gördüğümüz renksiz harabe yığınlarına bakıp anlamak asla mümkün olmamıştır. anadolu köylüsünü sınıflandırmada karıncalar cinsine ithal etmeli fikrindeyim. gündüz ağaçsızlıktan dolayı müthiş bir güneş altında yanan ve gece en güzel yıldızlar altında bütün böceklerinin sonsuz sesleriyle uzanıp giden bu araziden herhangi saat geçilmiş olsa yalnız yiyeceğini tedarikle meşgul, “gıda” sabit fikirliliğiyle sersemleşmiş, neşesiz ve yorgun bir insaniyetin zor çalışma şartlarına tesadüf olunur. sanki cehennemî bir fırın karşısından yeni ayrılmış gibi yüzleri kıpkırmızı, dudakları çatlak, elleri kuruyup siyahlaşan bütün bu insanlar ya gıda maddesini biçmekle, ya onu taşımakla, ya onu savurmakla veyahut onu metharlarına doğru çekip götürmekle meşgul görünür. tıpkı karıncalar gibi, tıpkı karıncalar gibi...
fakat boğazlarının kârına olarak aklın bütün maharetlerini ret ve iptal eden bu adamların boğazı da memnun etmekten pek uzak bulundukları, en zenginlerinin evinde geçirilen bir gecenin sabahında, nefis bir yemek diye sofraya getirilen suyla pişmiş uğursuz bir fasulyanın barsaklarda sebep olduğu gazlar ve ıstıraplar ile uyanılıp da anlaşıldığı zaman, bu akılsız kardeşlerin maksatsız hayatına, boşa giden üstün gayretle çalışmalarına karşı derin bir elem duymamak mümkün değildir.
refik; ankara’da, almanya imparatorunun anadolu hastalıklarını tetkik etmek üzere gönderdiği bir tıp heyetinin bazı büyük rütbeli ileri gelenleriyle görüştüm. bunlar, bir seneden beri her gelen hastayı ücretsiz muayene etmek ve mümkün olduğu kadar incelemelerini sıhhatli kişiler üzerinde (mektep talebesi gibi) yapmak suretiyle şunu anlamışlardır ki, anadolu türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve kanları bu kurtların salgıladığı parazitlerle dolu bulunuyor. cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu hâlin sebebi neymiş bilir misin? beslenme eksikliği.
her ne kadar garip görünse de anadolu türkleri henüz ekmek yapımından bile habersizdirler. yedikleri mayasız bir yufkadır ki, ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı. istisnasız nakil araçları kağnıdır. ellerinde esir olan öküzler ve bu türden hayvanlar için en zalim düşüncelerin bile icâdından aciz kalabileceği -bununla beraber ağır, dar ve maksada gayr-ı salih bu âlet- hiç şüphe yok ki, taş devri keşfi ve aletlerindendir. kağnı bir araba değil, fakat, hayvana yapışıp onun hayat unsurlarına hortumunu sokan ve bu suretle kanını ve canını çeken bir canavardır. uzaktan görüldüğü zaman heyet-i umumiyesiyle bir arabadan ziyade büyük ve korkunç bir karafatma hissini veren tarihe âşina bir göz için üzerindeki uzun değneği ve ayakta duran arabacısıyla dara ve keyhüsrev devirlerine ait taşlar üstünde çizilmiş ilkel arabaları hatırlatan bu kağnıların boyunduruğu altında masum hayvanların çektiği azabı gördükçe, onu sevkeden sakin köylünün insanlar gibi bir ruhu olup olmadığından şüphe ettim.
anadoluluların becerikliliği ancak öküz tezeğini kullanmakta ve onu kullanılmaya uygun bir hâle sokmak için buldukları çarelerin çeşitliliğinde görülür. tezeğin bu adamlar nezdindeki kıymeti hayret vericidir. sürüler meraya çıkarken veyahut akşam şehre girerken kadın ve çocuk, gözleri nurlu bir noktaya cezp edilmiş gibi, öküz kıçlarından bir saniye dikkatlerini ayırmayarak ve yüzlerce rakipten geri kalmak korkusuyla seri adamlarla koşarak, öküz götünden düşen en ufak bok parçasını toplamak üzere dirseklerine kadar bulaşık elleri ve hırstan gözbebekleri fırlamış gözleriyle yere kapanırlar. bu boklar toplanır, sepetlere doldurulur, evlere cem ettirilir ve nihayet bir altın mayası yoğurur gibi, altın gerdanlıklı genç kadınlar beyaz kollarıyla onu yoğururlar ve muntazam yuvarlaklar hâline koyup kurumak üzere duvara yapıştırırlar. anadolu’nun duvarları bu öküz pislikleriyle sıvalıdır. bütün havalarında o hoş koku solunur. yemekleri, sütleri, ekmekleri hep tezek dumanının kokusuyla ele alınmaz bir hâldedir. eski mısırlılardan ziyade anadolular apis öküzüne hürmet etmeliydi. öküz, burada hayatının genelinin zenbereğidir.
evlerine gelince, onlar da öyle: duvarlar yontulmamış alelâde taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi, gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur. baca nedir, bilir misin? dibi kırık bir testi. kızılırmak civarında, büsbütün ev inşasından da feragat ederek, toprağın maddesel özelliğinden yararlanarak dağları oymakla vücuda getirdikleri mağaralar içinde kuşlar gibi yaşarlar. nevşehir’den yarım saat beride güvercinlik adında kovuklardan oluşan bir köy vardır ki, hakikaten ancak bir güvercinlik olmaya yakışan bir köydür. anadolu, külliyen temizlikten mahrumdur. sakallı celâl’in dediği gibi en nefis bir icatları olan yoğurt bile pislik mahsulünden başka bir şey değildir. kaynamış süte kirli bir demir parçası yahut eski bir gümüş para atılsa sütün derhal yoğurda dönüşeceğini sen de bilirsin.
anadolu, hemen bir uçtan bir uca firengilidir. anadoluların güzelliği de bozulmuştur. bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılsa, şehrin kalabalığında o kadar topal, topalların o kadar çeşitlisi, o kadar cüce, kambur, kör ve çolak görülür ki, insan kendini eşyanın şeklini bozan dışbükey bir camla etrafa bakıyorum zanneder. bununla birlikte güzel oldukları zaman da güzelliklerinin emsalsiz olduğunu itiraf etmeli. siyah, derin ve titretici gözlerle insana bakan şalvarlı, düzgün ölçülü anadolu kadınları; sizleri nasıl unutacağım? gençleri, insanın bazen en mükemmel bir örneğini temsil ederler. fakat, bunlar, nadirlerdendir., refik.
anadolular hakkında sana daha çok yazacak şeyler varsa da mektuba gülünç bir makale süsü vermemek için bu konuyu burada kesiyorum. anadolu seyahati artık benim için nihayet buluyor demektir. bundan da üzgün değilim. … niğde teftişi son bulmuştur. iâşe heyet-i teftişiyesine girdiğim günden beri kazandırmış olduğum tutar iki bin liraya varmıştır. benim zararım ise pek çoktur. öncelikle sağlığım bozuldu. hayli keçi eti yedim. birçok da gereksiz masraflar ettim ve rahatımdan da birçok şey kaybettikten sonra yerimden de oldum. yakında, belki, üç gün sonra istanbul’a gidiyorum.''
submitted by Saadettin_Excalibur to KGBTR [link] [comments]


2020.08.28 20:55 Leslie2358 Cekiciligi Yitirmis Kadının Hezeyanı

Jacqueline Jencquel 76 yasında Fransız bir kadın. Bu kadın “destekli intihar” arzusuna sahip ve bunun bir hak oldugunu savunuyor. Kadın Fransız olunca acaba egzistansiyalist sancıları mı var, kendi icinde felsefi bir savas verip böyle bir sonuca mı varmıs diye düsündüm. Sonra ölmek isteme nedenlerini acıklarken cok dikkat cekici bir bölüme rastladım.Detaylar
“Bir seks objesi olmadığımı fark edince bu çok büyük fark yarattı.”
Evet, kadın hatta spor hocasına asık oldugunu ancak karsılık alamadıgını söylüyor. Özetle, obje olmaktan cıktıgı icin hayatın anlamının olmadıgını, daha dogrusu kalmadıgını belirtiyor. Bu ve bununla aynı yasam tarzına sahip kadınlara göre, hayatın anlamlı olması icin birilerinin bizimle yatmak istemesi gerekiyor. Simdi genc olan ve kendini bu Fransız gibi var eden kızların ileride yasayacagı bir sorun bu.
İlginin kesilmesiyle bosluga düsmüs, mücadele edecek enerjisi bile yok. Bedeninin getirileri artık bitmis.
Kimseden sevgi görmeyip, güzel vakitler gecirmeyip, güzel anılara sahip olmayıp, yalnız ve karanlık köselerimizde bu zamana kadar iyi kötü yasamıs insanlarız, kendiniz ile bu kadın arasında olan büyük farkı görün.
submitted by Leslie2358 to turkincel [link] [comments]


2020.08.26 22:14 AUSSIETRIBECHIEF Koca götlü alt komşumu nasıl siktim

Selam beyler size hikayemi anlatacağım,
üniversite tercihimde konya'dan bir üniversite çıktı (adı lazım değil) arkadaşımlarım da whatsapp grubunda hep ''üf akpli götleri ne güzel he sonunda sen de anlayacaksın'' demişlerdi ben de geyik sandım güldüm hep ama sonradan hiç gülmemem gerektiğini anlayacaktım. Üniversite yakını yurt bakındım fakat kirada oturmak daha konforlu geldiği için üniversiteye yakın bir ev tuttum. Ailemle birlikte kiralayacağımız eve karar kıldık ve sonunda ailemle beraber o eve geldik.(eşya vs için araba lazımdı) eşyaları yukarı taşırken merdivenlerde bir göt gördüm aman tanrım, kadın sanki bir at olarak dünyaya gelmiş sonradan insana evrilmişti. tek kelimeyle, cidden ''inanılmaz'' bir götü vardı. az daha zorlasam ikea lambalarına benzetebilirdim. neyse işte eşyaları babam ve abimle taşıdıktan sonra annemin yaşlı göz yaşlarıyla ile beni uğurladılar. ilk günüm odaya alışmakla geçti, bir süre sonra aklıma yakınlardaki bir starbucks'a gitmek geldi ve yola çıktım. yolda ne göreyim, koca götlü alt komşum da aynı starbucks'taydı. götü o kadar büyüktü ki sandalyeden düşmemek için habire ağırlığını ortalaması gerekiyordu. bunu bir güzel kestikten sonra fark etmiş olmalı ki yanıma geldi. hemen durum değerlendirmesi yaptım, starbucks'taydı, başörtülüydü ve giyebileceği en dar pantolonu giyiyordu. demek olmalı ki zengin ve seks peşindeydi. sonra bu duruma ithafen '' Mizâc-ı âlîniz eyidir inşallah '' dedim ve kadın sanki saniyelik ereksiyon geçti. bundan sonra o da selamlaştı ve oturdu. benle flört edermiş gibi konuştu benden hoşlandığı belliydi. ayrıca elinde yüzük olmadığını fark ettim, bu ''çok iyiye'' işaretti. konuşmayı bitirdik ve kendi evlerimize gittik, giderken göz kırpmayı da ihmal etmedi. evde gizlice çektiğim götüne 31 çektim sonra da yarın okula gideceğim için erkenden yattım. okula giderken kızın evinin önüne baktım ve ondan başka hiç kimsenin ayakkabısı yoktu, tam bir orospu olduğunu bildiğim için ve kendi ideolojik çıkarlarım doğrultusunda onu bu akşam sikebileceğimi varsaydım. üniversiteye gittim, sınıf gayet hoştu. çoğu akpliydi ve bu durumdan pekte şikayetçi değildim lakin arada onlarla taşşak geçiyordum. bir tane chpli arkadaş buldum, gayet yakınlaştık ve erkekti. ona yeterince güvendikten sonra koca götlü komşum'dan bahsettim. anlattıklarımdan hayrete düşmüştü ve ona bir bomba daha patlatacaktım ve patlattım. ona bu akşam o karıya gitmemizi teklif ettim o da hayli memnun bir biçimde kabul etti. okul bitti ve eve yürümeye başladık, merdivenlere vardığımızda akpli kadının kapısının önünde iç çamaşırı duruyordu, bu işareti algıladık ve evine gittik. kapıyı açtıktan sonra kadın sadece fileli çorap giyer halde bulunuyordu. kıyafetlerimizi çıkardı ve arkadaşımı yalamaya bana da handjob yapmaya başladı. yeterince yaladıktan sonra onu arkadaşımla arkalı önlü siktik, sıra am yalamaya gelmişti. ben bu olayda pek tecrübeli olmadığımdan ilk arkadaşım yalasın dedim ve kadın arkadaşımın kafaısna oturdu ve arkadaşım amını yalamaya başladı. 5 dakika geçmişti hala daha kadın durmuyordu. arkadaşımın bacağının titrediğini fark ettim ve kadına durmasını söyledim ama beni itti, sonra arkadaşımın kafasında adeta zıplamaya başladı. korkmaya başlamıştım, kadının götü o kadar büyüktü ki arkadaşımın kafası gözükmüyordu. bir daha arkadaşımından kalkmasını istedim hatta çektim ama yok, kadın durmuyordu. 30 dk. geçtikten sonra kadın 3 kat hızlandı, göt korkusundan pılımı pırtımı toplamaya çalışırken bir ''pat'' diye ses geldi. arkama baktığımda arkadaşımın kafası kan içinde, beyni kadının am şeklini almıştı. öylesine korktum ki anında evime koştum, eve vardığımda polisi aradım. polise kavga sesi duyduğumu söyledim çünkü bu işe bulaşmak istememiştim. siren sesleri geldi, kadınla azıcık konuştular ve apartmanı terk ettiler. bu korkuyla sabaha kadar uyumadım, sabah'ın 5 civarlarında telefonuma bir mesaj geldi. kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti. o kadın olduğu varsayımını yaparak mesaja baktım. bir video olduğundan yüklenmesi biraz uzun durdu. kadın masturbasyon yapıyordu, sonra arkadaşımın parçalarını götüne sokmaya başladı, aynı anda kanını içiyordu. tüm parçaları götüne doldurduktan ve kanı içtikten sonra geyirdi. sanki hipnotize olmuştum, bu bende değişik bir ''yankı'' uyandırdı. sanki kadının kölesi olmuştum, okula gittim. okuldan yine bir arkadaş buldum ve yine kadına götürdüm, sikiştik ve yeni arkadaşıma amını yalamasını söyledim. kadın yine olayını yaptı, kafasını parçaladı. bu sefer kaçmamıştım, büyük bir ilgiye izledim. bu sefer bana ''show''unu gerçek hayatta yaptı. o yeni arkadaşımı götüne sokarken ben 31 çekiyordum ve acayip zevk alıyordum. yaklaşık 3 aydır bu okuldayım ve neredeyse her hafta bu kadına ''arkadaş''larımı götürdüm ve prosedür aynı şekilde işledi. bunu yazma sebebim ise fazla göze çarpmaya başladık ve yakında yakalanacağımızı düşünüyorum. siz siz olun, koca götlü akpli alt komşunuzu sikmeye kalkmayın.
submitted by AUSSIETRIBECHIEF to KGBTR [link] [comments]


2020.08.26 21:16 karanotlar Ne çıkar siz bizi anlamasanız da

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da. Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor avuçlarım” Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş, yaşıyorcasına Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla- Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla Korkunçtur korkunç! Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba. Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada Anılar bulacaksam – anılar mı dediniz? – ne sesli bir vuruşma Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler Zorlanmış bir gülüşten – iğrenip birden – kusmalar, bulantılar bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar Ölüler bulacaksam – ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar – Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün? Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda? Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık bir şey insanın sonsuzunda. Bu kadarcık bir şey – iyi ya, peki, şimdi kim var sırada? – Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza. Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza! Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz iskambil!.. Ama hiç seslenmeyelim – seslenmeyelim – içimizden oynayalım. Ayrıca, – Dört kişiyiz! – Hayır on!. – Bin kişiyiz! – Bana kalırsa.. Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında? Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya.. Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz anlıyorum. – Üç karo! – Pas diyorum! – Susalım baylar, dört kupa! Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım! Susalım – niye susalım – Anılar mı dediniz? Ne sesli bir vuruşma! Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra? Gene mi? Başladınız mı? Peki şimdi kim var sırada? Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza. Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla Ne güzel ağzımızla.. Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı. İstiyorum – sahi mi? – ama isterseniz siz olun. Siz olun, biz olalım, kim olacak? – hep böyle oyalansanıza – Yani; “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.” Gibi oyalansanıza, Biraz oyalansanıza. Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da. Hiçbir şey ! Kimse bir gün gözlerimi sevmiyecek, biliyorum Kimse bir gün kemseyi sevmiyecek korkuyorum Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.
Edip Cansever
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


Çok Güzel Hareketler 2  Kadınlar Susarak Gider (2. Bölüm ... Çok güzel olmuşsun - Kadın 27. Bölüm - YouTube Kadın 28. Bölüm - YouTube Raviş - Güzel kadın (lyrics) - YouTube Çok Güzel Hareketler 2  Kadınlar Susarak Gider (2. Bölüm ... Raviş - Güzel Kadın (Official Audio) [ @ravismuzik ] - YouTube Çok Güzel Hareketler - YouTube

Bulmacada Çok güzel kadın Bulmaca Sözlüğü

  1. Çok Güzel Hareketler 2 Kadınlar Susarak Gider (2. Bölüm ...
  2. Çok güzel olmuşsun - Kadın 27. Bölüm - YouTube
  3. Kadın 28. Bölüm - YouTube
  4. Raviş - Güzel kadın (lyrics) - YouTube
  5. Çok Güzel Hareketler 2 Kadınlar Susarak Gider (2. Bölüm ...
  6. Raviş - Güzel Kadın (Official Audio) [ @ravismuzik ] - YouTube
  7. Çok Güzel Hareketler - YouTube

Kadın 28. Bölüm Özeti: Şirin, Sarp’ın yaşadığını ve tehdit edildiğini Hatice’ye anlatır. Hatice, önce Şirin’in anlattıklarına inanmayıp hayal gördüğünü düşün... Başrollerinde Özge Özpirinçci ve Caner Cindoruk’un yer aldığı 'Kadın' her salı Fox'da! Kadın dizisi resmi youtube kanalı: https://goo.gl/6YXaGx Oyuncular: Öz... Çok Güzel Hareketler Bunlar, ilk bölümü 7 Mayıs 2008'de Kanal D'de yayınlanan eğlence programı. Yılmaz Erdoğan yönetiminde BKM Mutfak oyuncularının sahne ald... Çok Güzel Hareketler 2, BKM Mutfak’ın ikinci kuşağından oluşan kadrosu ve Yılmaz Erdoğan’ın yönetimindeki atölyeden çıkan yeni skeçler izleyenlere eğlenceli ... Söz-Müzik: Turgut Raviş Vokal: Burak Tütüncü Emrah Demiralp'ten 2019 versiyonunu dinlemek için https://www.youtube.com/watch?v=5HKQPY0xafU Diğer Raviş ... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Yılmaz Erdoğan tek kişilik oyunu “Münaşaka” ile yeni sezonda da seyircileriyle buluşuyor! Biletler: http://bit.ly/39HgdlQ Yılmaz Erdoğan’ın ...